Skip to content Skip to navigation

Fosil Yakıtlar Karbon-14 Tarihlendirme Yönteminin Güvenilirliğini Azaltıyor

Dr. Tuba Sarıgül
06/08/2015 - 16:08

Karbon-14, karbon elementinin doğal olarak bulunan üç izotopundan biri. Doğada en yaygın bulunan karbon izotopu olan karbon-12’nin çekirdeğinde 6 proton ve 6 nötron var. Karbon-13’ün çekirdeği ise 6 proton ve 7 nötrondan oluşuyor. Karbonun bu iki izotopu zamanla bozunarak farklı elementlere dönüşmüyor yani kararlı izotoplar. Çekirdeğinde 6 proton ve 8 nötron bulunan karbon-14 ise yarı ömrü yaklaşık 5700 yıl olan radyoaktif bir izotop yani zamanla bozunarak azota dönüşüyor.

Kozmik ışınların atmosferin üst katmanlarındaki parçacıklarla etkileşmesi sonucu açığa çıkan nötronlar azot atomlarıyla çarpışarak karbon-14’ü oluşturur. Atmosferdeki karbon atomlarının oksijenle birleşmesi sonucu oluşan karbondioksit, solunum ve fotosentez süreçleriyle canlıların yapısına geçer. Bu nedenle canlıların yapısında da karbon-14 bulunur. Atmosferdeki dolayısıyla canlıların yapısındaki karbon-14’ün diğer karbon izotoplarına oranı yaklaşık olarak sabittir. Ancak karbon-14 zamanla bozunduğu için canlı bir organizma öldüğünde yapısındaki karbon-14 oranı azalmaya başlar. Karbon-14’ün yarı ömrü ve atmosferdeki karbon-14 oranı bilindiğinden ölü bir organizmanın yapısındaki karbon-14 oranı ölçülerek organizmanın yaşı belirlenebilir. Karbon-14 tarihlendirme yöntemiyle yaklaşık 50.000 yıl öncesine kadar tarihlendirme yapılabiliyor.

Karbon-14 tarihlendirme arkeolojik bulguların yaşının belirlenmesinde kullanılan en güvenilir yöntemlerden biri. Ancak sonuçları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan karbondioksitin atmosferdeki karbon-14 oranının azalmasına neden olarak yöntemin güvenilirliğini etkilediğini gösteriyor.

Fosil yakıtlar ölü bitki ve hayvan kalıntılarının milyonlarca yılda kimyasal olarak değişim geçirmesiyle oluşuyor. Ancak bu süreçte organizmaların yapısındaki karbon-14’ün tamamı bozunduğu için fosil yakıtlar karbon-14 içermiyor. Bu nedenle fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan karbondioksit atmosferdeki karbon-14 oranının düşmesine yol açıyor.

Fosil yakıtların yanmasıyla birlikte atmosfere salınan sera gazlarının miktarı her geçen gün artıyor. Bilim insanları fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan karbondioksitin atmosferdeki karbon-14 oranında sebep olduğu değişim nedeniyle, 2050 yılında, karbon içeren bir malzemenin karbon-14 oranının bugün karbon-14 tarihlendirme yöntemiyle 1000 yaşında olduğu belirlenen bir malzemeyle aynı olacağını öngörüyor.

Karbon-14 tarihlendirme yönteminde atmosferdeki karbon-14 oranının sabit olduğu kabul ediliyor. Aslında atmosferdeki karbon-14 oranında zamanla bazı değişimler meydana geliyor. Örneğin 1950’li yıllarda yapılan nükleer silah denemeleri karbon-14 miktarında belirgin bir artışa neden olmuştu. Sanayi Devrimi’nden bugüne fosil yakıtların kullanımındaki artış ise atmosferdeki karbon-14 oranının azalmasına yol açıyor.

Dünya’nın manyetik alanının şiddeti karbon-14 oluşumunu etkiliyor. Ayrıca Güneş’ten yayılan yüksek enerjili parçacıklar da kozmik ışınların yön değiştirmesine neden olarak atmosferin üst katmanlarındaki karbon-14 oluşumunu azaltabiliyor. Ancak karbon-14 üretiminde doğal süreçler nedeniyle ortaya çıkan değişim çok belirgin değil.

Karbon-14 tarihlendirme yöntemiyle daha doğru sonuçların elde edilebilmesi için, verilerin değerlendirilmesinde atmosferdeki karbon-14 oranında zamanla ortaya çıkan bu değişimler dikkate alınarak hesaplamalar yapılıyor.

İlgili İçerikler

Yerbilimleri

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde haziran ayında objektiflerinizi çevrenizde gördüğünüz doğal oluşumlara odaklamanızı istemiştik.

Yerbilimleri

Ürdün’deki Shubayqa 1 kazı alanında yapılan çalışmalarda 14.400 yıl önce üretilmiş bir bazlamanın yanmış kalıntıları bulundu.

Yerbilimleri

Şanlıurfa’da bugünlerde büyük bir sevinç yaşanıyor. 12 bin yıllık geçmişe sahip olan Göbeklitepe UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındı.

Yerbilimleri

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde temmuz ayında objektiflerinizi çevrenizdeki geçmişe ait izlere odaklamanızı istiyoruz. Fotoğraflarınızı Bilim Genç’te paylaşırken açıklama bölümüne #Arkeoloji etiketini eklemeyi unutmayın.

Yerbilimleri

İtalya’daki Pisa Kulesi eğikliğiyle ünlü. Bir zamanlar Galileo’nun yerçekim ivmesinin kütleden bağımsız olduğunu göstermek için tepesinden gülleler attığı rivayet edilen kule, inşa edilirken kasten eğik yapılmamıştı.

Yerbilimleri

Büyük Patlama kuramına göre, evrenin oluşumunun erken dönemlerinde sıcaklıklar, füzyon  tepkimelerinin (atom çekirdeklerinin birleşmesi) gerçekleşmesine müsaade edecek kadar yüksekti. Bu durum hidrojen, helyum, döteryum ve çok az miktarda lityum ve berilyum gibi hafif elementlerin oluşumuna zemin hazırladı.

Yerbilimleri

Nevada Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacı mantonun 800 kilometre derinlerinde su olduğuna dair bulgular elde etti. Dr. O. Tschauner ve arkadaşlarının yaptığı çalışmanın sonuçları Science’ta yayımlandı.

Yerbilimleri

Güneş Sistemi’ndeki kayaç gezegenlerin büyük oranda demir ve nikelden oluşan metal bir çekirdeğe sahip olduğu tahmin ediliyor. Kayaç gezegenler, temel olarak silikat mineralleri içeren kayaçlar ve metallerden meydana gelmiştir. 

Yerbilimleri

İnsan etkinliklerinin yapay depremler ortaya çıkarabildiği biliniyor. Durham ve Newcastle üniversitelerinde çalışan bir grup araştırmacı 2016’da yapay depremlerle ilgili bir veri tabanı oluşturmaya başladı.

Yerbilimleri

Son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalar, yeraltından petrol ve kaya gazı çıkarmak için yapılan çalışmaların depremleri tetikleyebileceğini gösteriyor. Hatta bazı araştırmacılar petrol ve kaya gazı çıkarılan bölgeler için deprem tahminleri yapmaya bile başladı.