Skip to content Skip to navigation

Bazı Canlılar Suyun Yüzeyinde Nasıl Yürüyebiliyor?

Dr. Tuba Sarıgül
22/06/2016 - 16:44

Suyun yüzeyinde yürüyebilme yeteneği canlılar dünyası için ayırt edici bir özellik. Böcekler ve örümcekler gibi küçük canlıların yanı sıra kuş ve sürüngen türleri arasında bu özelliğe sahip olanlar var. Örneğin bir milyondan fazla böcek türünün yaklaşık 1200’ü suyun üzerinde yürüyebiliyor.

Böcekler ve örümcekler gibi çok küçük canlıların -yoğunlukları sudan daha büyük olsa da- suyun üzerinde yürüyebilmelerinde suyun yüzey geriliminin önemli bir etkisi var. Moleküller arası kuvvetler nedeniyle her su molekülü çevresindeki moleküller tarafından çekilir. Suyun içindeki moleküller kendilerini saran bütün su molekülleri tarafından her yönden çekilirken, yüzeydeki su molekülleri üzerine etki eden çekim kuvvetleri dengeli değildir. Bu etki nedeniyle suyun yüzey alanı mümkün olan en küçük haldedir.

Yüzey gerilimi nedeniyle suyun yüzeyi bir trambolin gibi davranarak üzerindeki bu çok küçük canlıları geri itebilir. Ayrıca bu canlıların bacaklarında suyu iten özellikte tüysü yapılar bulunur. Mikro ölçekteki bu yapılar sayesinde suya bastıklarında suyun yüzeyinde bir şekil bozukluğuna neden olur, ancak suya batmazlar.

Daha büyük canlıların (örneğin basilisk kertenkelesi ve dalgıç kuşu) suyun üzerinde yürüyebilmesi için ise suyun yüzeyine belirli bir kuvvetle çarpmaları gerekiyor. Örneğin basilisk kertenkelesinin suyun üzerinden koşarak geçişini inceleyen araştırmacılar, bu canlının ayaklarını suyun yüzeyine çarptığında suyun yüzeyinde kalmasını sağlayan, vücut ağırlığını dengeleyecek büyüklükte yukarı yönlü bir kuvvet ürettiğini gösterdi.

İlgili İçerikler

Biyoloji

Doğada bazı hayvan türlerinin sayısı kıtlık, aşırı avlanma, iklim değişikliği ya da yaşam alanlarının daralması sonucu azalır. Hatta bu durum soylarının tamamen tükenmesine kadar gidebilir. Fakat bazen soyu tükendi diye düşündüğümüz türler uzun bir aradan sonra tekrar ortaya çıkar. Türkiye’deki bu türlerden biri de balık baykuşudur.

Biyoloji

Daha önce arıların sıfırı kavrayabildiği ve bu yüzden soyut matematikle ilgili kavramları anlamlandırabildiği üzerine gerçekleştirilen araştırmayı yürüten ekip arılar üzerinde çalışmaya devam etti ve arıların sembolleri sayılarla eşleştirebildiğini keşfetti.

Biyoloji

Bilim insanları, kuşların gagalarındaki bazı hücrelerin pusula işlevi gördüğünü ve bu durumun kuşların uzun ve karmaşık rotalarda yaptıkları yolculuklarda yön bulmalarına yardımcı olduğunu düşünüyordu. Fakat yakın zamanda yapılan bir araştırma, kuşların yönlerini kolaylıkla bulabilmesini sağlayan şeyin gözlerinde bulunan bir protein olduğunu gösterdi.

Biyoloji

ABD’deki Utah Sağlık Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, Clostridia (20-30 ayrı bakteriyi içine alan bir sınıf) ba

Biyoloji

Dünyanın birçok yerinde bulunan kırlangıçkuyruklar yaklaşık 560 türe sahip bir kelebek ailesidir. İsimlerini, bazı türlerin kanatlarının altındaki kuyruğa benzer uzantılardan alırlar. Çoğunlukla tropik bölgelerde yaşarlar.

Biyoloji

Nanomalzemelere dayalı elektrokimyasal biyosensörler ve aptasensör teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle 2015 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. K. Arzum Erdem Gürsan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Biyoloji

Semenderlerin bacakları koptuğunda yeniden gelişir. Kertenkeleler düşmanlarını yanıltmak için kuyruklarını bırakır, daha sonra yeniden büyütür. Planarya solucanları, denizanaları ve denizşakayıkları ise bütün vücutlarını yeniden büyütebilir. 

Biyoloji

İnsan Genom Projesi ile insanların gen haritasının çıkarılması pek çok gelişmeye kapı araladı. Bunlardan biri de genetik testler. Genetik testler kan, tükürük gibi vücut sıvılarındaki hücrelerden elde edilen DNA’nın incelenmesine dayanıyor.

Biyoloji

Dünyada bilinen örümcek türlerinin sayısı 43.000’den fazladır. Bu örümcek türlerinin birçoğu zehirli olmasına rağmen zehirleri insanı öldürücü nitelikte değildir. Fakat 30 kadar türün zehrinin insanlar için tehlikeli olabileceği düşünülüyor.

Biyoloji

İnsan genomunun sadece %2’lik kısmı protein kodlar. Kodlamayan DNA ise geriye kalan %98’lik kısmı ifade etmek için kullanılan terimdir. Bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, kodlamayan DNA’daki mutasyonların otizme yol açabileceğini gösteriyor.