Skip to content Skip to navigation

Denizanaları

Dr. Bülent Gözcelioğlu
07/06/2017 - 09:28

Yaz mevsimin başındayız. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde hemen hemen herkes, kısa bir süreliğine de olsa deniz kıyısında tatil yapıyor ve denize giriyor. Deniz keyfi yaparken, kimsenin karşılaşmak istemediği canlı türlerinin en başta geleni elbette denizanaları.

Son yıllarda tüm dünyada, özellikle Güneydoğu Asya denizlerinde, Kuzey Denizi’nde ve Meksika Körfezi’nde denizanası sayısında büyük bir artış var. Bilim insanları bu artışın nedenlerini araştırırken çeşitli olasılıklar üzerinde duruyor. İklim değişikliğinin deniz suyu sıcaklığını artırması, ötrofikasyon (fosfor ve azot gibi besleyici elementlerin fazlalığından kaynaklanan kirlilik), aşırı avlanma ve biyolojik istila bu olasılıklar arasında yer alıyor. Deniz suyu sıcaklığının ve fosfor, azot gibi besin elementlerinin artması deniz suyunda plankton sayısının da artmasına yol açar. Planktonlar aynı zamanda denizanalarının besinidir. Bu durum denizanalarının beslenme sorununu ortadan kaldırır. Aşırı avcılık, denizanalarıyla beslenen ve denizanalarıyla aynı besini tüketen balıkların sayısının azalmasına neden olur. Denge denizanaları lehine bozulunca bu canlıların sayısı artar. Balık larvalarıyla beslenen denizanaları balık sayısının daha da azalmasına neden olur. Biyolojik istila, yani gemilerin balast sularıyla bir bölgeden başka bir bölgeye taşınan denizanalarının geldikleri yeni bölgede doğal düşmanlarının olmaması da, denizanalarının iyice baskın hale gelerek ekosisteme çok büyük zarar vermesine neden olur. Bu duruma en iyi örnek Karadeniz’e Atlantik’ten gelen taraklı denizanasıdır. Bunların yanı sıra denizanalarının ekolojik toleransının yüksek olması, yani düşük oksijenli ve kirli sularda yaşayabilmeleri de sayılarındaki artışın diğer bir nedenidir. Her şeyin denizanalarının çıkarları doğrultusunda gelişmesi yüzünden, bilim insanları balıkların hüküm sürdüğü denizlerden, denizanalarının hüküm sürdüğü denizlere doğru bir gidiş olduğunu endişeyle belirtiyor. Bu duruma yol açan etkenlerin ortak noktası tümünün insan kaynaklı olması. İnsanların hem denizanası sayısının artmasına yol açıp hem de denizanalarından şikâyet etmesi büyük bir çelişki. Tabii bu durum denizanası yaralanmalarına maruz kalanların sayısını artırıyor.

Olay yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada benzer biçimde gerçekleşiyor. Aslında dünya denizlerine bakarsak, ülkemizdeki denizanası sayısından ve etkilerinden şikâyet etmeyebiliriz. Üstelik kıyılarımızdaki denizanası türlerinin zehir etkileri öldürücü değil. Ancak bazı türlerin zehir etkileri tehlikeli sınıfında.

Denizanaları tüm dünya denizlerinde yaşayan bir canlı türü. Paleontolojik kayıtlar denizanalarının 650 milyon yıldan bu yana Dünya’da yaşadığını (ki bu dinozorlardan çok daha öncesine giden bir tarih) gösteriyor. Günümüzde de yaşamlarını devam ettiren denizanaları denizlerde zemine bağlı olmadan, suda hareket halinde yaşar. Hareketleri daha çok akıntılara, gelgit hareketlerine bağlıdır. Vücutları şemsiye ya da çan şeklindedir. Vücutlarının uç kısmında çok sayıda zehir kapsülünün bulunduğu uzantılar vardır. Vücutlarının % 90’nından fazlası sudur. Ana besinlerini planktonlar oluşturur. Bunun yanı sıra büyük olan bazı türleri, küçük balıkları avlayabilir. Genel olarak saydam olan bu hayvanlar kirli-beyaz, mavi-mor-beyaz, kahverengimsi de olabilirler. Denizanaları (hidralar ve mercanlarla birlikte) Cnidaria (knidliler) şubesinin üyeleridir. Şubenin bu adı almasının nedeni, vücut üzerinde çeşitli yerlerde bulunan ve “knidoblast” denilen zehir hücreleridir. Kapsül biçimindeki bu hücrelerin içinde “nematosist” denilen, kıvrılmış tüp şeklinde yakıcı bir yapı bulunur. Herhangi bir uyarıyla (örneğin bir canlının teması) hücre patlar ve zehir temas eden canlıya geçer. Bir denizanasında bu zehirli hücrelerden binlercesi bulunur. Zehirlenmenin etkisi ise dokuya temas eden nematosistlerin miktarına bağlıdır. Temas sonucunda nematosistlerin yaklaşık % 25’inin patladığı tahmin ediliyor. Denizanası türlerinde zehir etkisi genelde hafifken, az rastlanan bazı türlerin zehri ölüme yol açabilir.

Peki, denizanası çarpması ya da yaralanması sonucunda neler yapılması gerekir? Denizanası zehirlenmelerinin etkileri ve belirtileri nelerdir? Denizanası zehirlenmelerinden nasıl korunulur? Bu soruların cevabı bir sonraki yazımızda.

İlgili İçerikler

Biyoloji

Bu soruya çok farklı cevaplar verilebilir. Ancak okyanuslarda yaşayan mikroskobik canlılar olan fitoplanktonlar için en önemli organizma...

Biyoloji

Bir grup araştırmacı, ilkel bir sinema filmini canlı hücrelerin DNA’sına kodlamayı ve daha sonra filmi yeniden oynatmayı başardı. 

Biyoloji

Su altı belgesellerinde gördüğümüz mercanlar belki çok çeşitli renklerinden, belki değişik yapılarından, belki de mücevhere benzemelerinden dolayı ilgimizi çeker.

Biyoloji

Ne bir balina ne de bir ağaç... Yaşayan en büyük organizma bal mantarıdır (Armillaria ostoyae). Bal mantarının kapladığı alan, daha doğrusu büyüklüğü 965 hektar.

Biyoloji

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde haziran ayında objektiflerinizi böceklere odaklamanızı istemiş ve sizleri fotoğrafını çektiğiniz böceklerin türlerini keşfetmeye çağırmıştık.

Biyoloji

Sigaranın DNA hasarına sebep olup kansere, özellikle de akciğer kanserine yol açtığı biliniyor.

Biyoloji

Denizanası çarpmasının belirtileri denizanasının türüne, mevsime, nematosistlerin nüfuz ettiği bölgeye, deriye nüfuz eden nematosist miktarına, zehirleyen türün büyüklüğüne, bireyin bağışıklık sistemine ve yaşına göre değişiklik gösterir.

Biyoloji

Elektronik popüler bilim dergisi TÜBİTAK Bilim Genç’in kitap ödüllü fotoğraf yarışmasında haziran ayının konusu “Böcekler”.

Biyoloji

Kedi, köpek, geyik gibi hayvanların gözlerinde ışığı yansıtma özelliği olan tapetum lucidum isimli ince bir katman bulunur.

Biyoloji

Meyvenin gelişim süreci farklı basamaklardan oluşur. Büyüme aşamasında meyve dokusunun kütlesinde ve hacminde 100 kat artış olabilir. Meyvenin yenilebilir hale gelmesini sağlayan olgunlaşma süreci ise...