Skip to content Skip to navigation

DNA’da Bilgi Depolamak

Görkem Saylam
26/02/2015 - 09:05

Binlerce yıl öncesinden kalma antik metinler, atalarımıza ve yok olmuş kültürlere dair bize çeşitli bilgiler sunuyor. İçinde bulunduğumuz dijital bilgi çağında ise veriler sabit disklerde ve diğer elektronik depolama aygıtlarında saklanıyor. Ancak bu aygıtların verileri bırakın binlerce yılı sadece 50 yıl bile korunması mümkün değil. Verileri çok daha uzun süre hafızada tutabilecek teknolojiler geliştirmeye çalışan araştırmacılar yeni bir yöntem buldu. Bu yöntem ile verilerin 1 milyon yıldan daha uzun bir süre ve hatasız bir biçimde DNA’da saklanabileceği düşünülüyor.

Fosillerdeki DNA molekülleri uzun süre değişmeden kalabiliyor. Zürih Teknoloji Enstitüsü Kimya ve Uygulamalı Biyobilimler Bölümü’nden Robert Grass liderliğindeki araştırmacılar, bu durumdan esinlenerek sentetik bir fosil geliştirdi ve İsviçre’ye ait 1291 Federal Beyannamesi ile Arşimet’in Mekanik Teorem Metotları’nı DNA molekülleri üzerine kodladı. Cam kap içinde saklanan moleküllerdeki bilgiler daha sonra okunabiliyor.

Araştırmacılar DNA moleküllerinde kodlanan bilgelerin ne kadar uzun süre korunabileceğini sınamak için DNA moleküllerini sıcaklığı 60 ile 70oC arasında olan bir ortamın içine koydu. Moleküllerin bu kadar yüksek sıcaklıklarda sadece birkaç hafta kalması, doğal koşullar altında yüzlerce yıl geçmesine denk geliyor. Deneyler sonucunda bu yöntemin bilgileri korumakta hayli başarılı olduğu görüldü.

İlgili İçerikler

Biyoloji

Doğada bazı hayvan türlerinin sayısı kıtlık, aşırı avlanma, iklim değişikliği ya da yaşam alanlarının daralması sonucu azalır. Hatta bu durum soylarının tamamen tükenmesine kadar gidebilir. Fakat bazen soyu tükendi diye düşündüğümüz türler uzun bir aradan sonra tekrar ortaya çıkar. Türkiye’deki bu türlerden biri de balık baykuşudur.

Biyoloji

Daha önce arıların sıfırı kavrayabildiği ve bu yüzden soyut matematikle ilgili kavramları anlamlandırabildiği üzerine gerçekleştirilen araştırmayı yürüten ekip arılar üzerinde çalışmaya devam etti ve arıların sembolleri sayılarla eşleştirebildiğini keşfetti.

Biyoloji

Bilim insanları, kuşların gagalarındaki bazı hücrelerin pusula işlevi gördüğünü ve bu durumun kuşların uzun ve karmaşık rotalarda yaptıkları yolculuklarda yön bulmalarına yardımcı olduğunu düşünüyordu. Fakat yakın zamanda yapılan bir araştırma, kuşların yönlerini kolaylıkla bulabilmesini sağlayan şeyin gözlerinde bulunan bir protein olduğunu gösterdi.

Biyoloji

ABD’deki Utah Sağlık Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, Clostridia (20-30 ayrı bakteriyi içine alan bir sınıf) ba

Biyoloji

Dünyanın birçok yerinde bulunan kırlangıçkuyruklar yaklaşık 560 türe sahip bir kelebek ailesidir. İsimlerini, bazı türlerin kanatlarının altındaki kuyruğa benzer uzantılardan alırlar. Çoğunlukla tropik bölgelerde yaşarlar.

Biyoloji

Nanomalzemelere dayalı elektrokimyasal biyosensörler ve aptasensör teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle 2015 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. K. Arzum Erdem Gürsan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Biyoloji

Semenderlerin bacakları koptuğunda yeniden gelişir. Kertenkeleler düşmanlarını yanıltmak için kuyruklarını bırakır, daha sonra yeniden büyütür. Planarya solucanları, denizanaları ve denizşakayıkları ise bütün vücutlarını yeniden büyütebilir. 

Biyoloji

İnsan Genom Projesi ile insanların gen haritasının çıkarılması pek çok gelişmeye kapı araladı. Bunlardan biri de genetik testler. Genetik testler kan, tükürük gibi vücut sıvılarındaki hücrelerden elde edilen DNA’nın incelenmesine dayanıyor.

Biyoloji

Dünyada bilinen örümcek türlerinin sayısı 43.000’den fazladır. Bu örümcek türlerinin birçoğu zehirli olmasına rağmen zehirleri insanı öldürücü nitelikte değildir. Fakat 30 kadar türün zehrinin insanlar için tehlikeli olabileceği düşünülüyor.

Biyoloji

İnsan genomunun sadece %2’lik kısmı protein kodlar. Kodlamayan DNA ise geriye kalan %98’lik kısmı ifade etmek için kullanılan terimdir. Bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, kodlamayan DNA’daki mutasyonların otizme yol açabileceğini gösteriyor.