Skip to content Skip to navigation

Dr. Hilkat Özgün ile Söyleşi

Dr. Bülent Gözcelioğlu
22/08/2014 - 13:51

Yenilenebilir ve temiz enerji için enerjiyi depolama en önemli konulardan biri. Otomobillerde kullanılan akülerin özellikle dayanıklılığı ve uzun süreli kullanımı çok önemli. Aküler ayrıca hibrit ve elektrikli otomobillerin de geleceğini belirleyecek gibi. Bu konu üzerine araştırmalar yapan ve Avustralya’da toplumsal çalışmalarıyla da bilinen Dr. Hilkat Özgün’le bir söyleşi yaptık.                 

TÜBİTAK Bilim Genç: Kendinizi tanıtır mısınız?

Dr. Hilkat Özgün: 1982 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra bir yıl Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde pedagoji eğitimi aldım. Türkiye'de özel dershanelerde ve Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nde beş yıl görev yaptım. 1988 yılı sonunda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun eşimle birlikte “profesyonel göçmen” statüsünde Avustralya’ya göç ettik. 1989 yılında Avustralya hükümetinin Araştırma ve Geliştirme Merkezi olan CSIRO’da bilim insanı olarak çalışmaya başladım.  Bu kurumda birçok başarılı projeye imza attım. 1992 yılında CSIRO ve RMIT Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen yüksek lisans ve doktora eğitimine başladım. "Active Material Utilization of Positive Plates in Automotive Lead/Acid Batteries" konulu yüksel lisans tezim, CSIRO'da akü araştırması konusunda çalışan bilim insanları tarafından Avustralya'nın yanı sıra uluslararası birçok konferans ve seminerde, sunumlarda kullanıldı ve GNB akü fabrikasının üretiminde yeni teknoloji olarak yer aldı. 42 tane uluslararası yayınım var. İki çocuk annesiyim. Kendi mesleğimin yanında, Avustralya’da Türkiye'nin, Türk insanın ve Türk kültürünün tanıtımı için her alanda gönüllü çalışmalar yapıyorum. 1995 Avustralya ODTÜ Mezunları Kulübü kurucularındanım. 2003 yılında Avustralya Türk Kültür Platformu’nu kurdum. Avustralya Türk Kültür Platformu, Türkiye-Avustralya iletişiminde etkin rol oynayan ve Türkiye'nin Avustralya'daki lobicilik faaliyetlerine katkıda bulunan önemli bir kurumdur. 2005 yılında Avustralya'nın Viktorya eyaletinde Türk Lale Festivali'ni başlattım. Yoğun çalışmalarımın yanı sıra, bir süre Cumartesi Türk Okulları'nda Türkçe öğretmenliği de yaptım. Şu an Avustralya Kanser Konseyi'nde iş sağlığı ve güvenliği koordinatörü ve çok kültürlülük koordinatörü olarak gönüllü çalışıyorum. Birçok alanlarda Avustralya'da yaşayan ve farklı kültürlere sahip insanlara gönüllü hizmet veriyorum.

TÜBİTAK Bilim Genç: Kimyaya ilginiz nasıl başladı?

Dr. Hilkat Özgün: Okul öncesi ve ilkokul dönemlerinde çok meraklı ve araştırmacı olmamda ilkokul öğretmeni olan babamın çok büyük rolü vardı. Evde peynirimizi, turşumuzu, sabunumuzu ve daha birçok şeyimizi babam yapardı. Bunları yaparken ne yaptığını, neyi, niçin, neyle karıştırdığını bıkmadan usanmadan, keyifle anlatırdı. Lise yıllarımda kimya öğretmenim Sevim Hanım'ın laboratuvar derslerini merakla beklerdim. Laboratuvar bana olağanüstü bir dünya gibi gelirdi. Konfüçyüs’ün, “İşitirsem unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam anlarım” sözü hep zihnimdedir. Laboratuvar da öyle bir şeydi! Yaptığınız şeyler ilginizi çekiyorsa yıllar yılı aklınızdan çıkmaz.

TÜBİTAK Bilim Genç: Avustralya maceranızdan bahseder misiniz?

Dr. Hilkat Özgün: Avustralya adını ilk kez 7 yaşında kuzenimden duymuştum. Bana, “Kimyager olup Avustralya’ya gideceğim” demişti. Merakla “Orası neresi?” diye sormuştum. Yıllar sonra ODTÜ'de okudum, kimyager oldum ve Avustralya’ya yerleştim. Şimdi dönüp baktığımda "Başka bir meslek seçip başka bir ülkeye mi yerleşseydim?" diye bir düşüncem asla olmadı. Kimyagerlik öyle bir meslek dalı ki, insanı birçok alanda yetenekli kılabiliyor. Bu nedenle kimyagerliğin yanında farklı işler de yaptım. Avustralya ise öyle bir ülke ki, gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsanız size her türlü fırsatı veriyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: CSIRO’daki ilk izlenimlerinizi anlatır mısınız?

Dr. Hilkat Özgün: CSIRO’da iş görüşmemi İngiliz, Hollandalı, İtalyan, Avustralyalı, Vietnamlı ve Hindistanlı bilim insanlarından oluşan 6 kişilik bir ekip yaptı. Bu gruptaki hiç kimse daha önce bir Türk ile tanışmamış. Görüşme odasına girdiğimde gözüme ilk çarpan şey inceledikleri bir dünya haritası oldu. Türkiye’nin yerini ve bazı büyük şehirlerinin isimlerini öğrenmişler. Bana hepsini saydılar. Özgeçmişimi çok iyi inceledikleri de sorularından belli oluyordu. İş başvurusunda diploma örneği istemedikleri için iş görüşmesine kırmızı kaplı, bir tarafı İngilizce bir tarafı Türkçe olan, gururum ODTÜ diplomamı birlikte götürdüm. Göstermek için büyük çaba sarf ettiğimde “Sen özgeçmişinde beyan etmişsin. Görmemize gerek yok" dediler. Çok şaşırmıştım.

CSIRO’da işe başlayan ilk Türk bendim. İlk günlerde ofisimin kapısından gizlice bakan veya bir şey bahane edip soru soran birçok insan oldu. Meğer bu kişiler bölümde bir Türkün işe başladığı haberi yayılınca merak edip gelenlermiş. Zamanla beni tanıdıklarında kendilerinden farklı olmadığımı gördüler. İngilizce konuşuyor olmama çok şaşırdılar. Birçoğu Türkiye ve Türk kültürü ile ilgili hiçbir şey bilmiyordu. Bu nedenle iş yerimde Türkiye’yi tanıtmayı kendime misyon edindim. Kısa bir süre sonra herkesin kendi ülkesinden bir yemek getirdiği “uluslararası bir öğle yemeği” organize ettim. Baklavayı biliyorlardır diye ben de baklava yaptım. İki arkadaşımın baklavayı alıp üstüne Rus çorbası olan “borç çorbası”nı sos gibi döktüklerini gördüğümde bu insanların gerçekten Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanımadıklarına karar verdim. Bunun yanı sıra mesleğimle ilgili sunumlarımın önüne yaklaşık 5 dakikalık Türkiye tanıtım videoları koymaya başladım. İlk önce şaşırdılar. Daha sonra hoşlarına gitmeye başladı. Tanıtım videolarından etkilenip Türkiye’ye giden birçok iş arkadaşım oldu ve çok güzel anılarla döndüler.

TÜBİTAK Bilim Genç: Araştırma alanınız neleri kapsıyor?

Dr. Hilkat Özgün: İş yerimde ilk projem Doğu Avustralya’da, bir süredir kapalı olan bir fabrikanın tekrar üretime başlaması ile ilgiliydi. Menajerim gerçek bir Avustralyalıydı (Countryman). Ağır bir Avustralya aksanı ile konuşuyor, sakalları ve bıyıkları ağzını kapattığı için ağzını bile göremiyor ve ne dediğini anlamıyordum. O da ilk kez bir Türkle çalışıyor, Türk aksanını ile daha önce karşılaşmadığı için beni anlamıyordu. Çareyi bir süre yazarak anlaşmakta bulduk. Halimiz çok komikti. Neyse ki kısa sürede birbirimizi çözdük. Altı aylık projeyi iki ay gibi kısa bir sürede tamamlayarak fabrikanın sorununu buldum ve üretime başlattım. Proje bitiminde ben ve menajerim fabrikadan iş teklifi aldık. Menajerim kabul etti, fakat ben yeni bir şehre taşınmayı göze alamadığım için Melburn’de kaldım. Bir ülkeden bir ülkeye göçü göze alırken bir şehirden bir şehre göç edemeyişime hâlâ şaşırırım.

TÜBİTAK Bilim Genç: Akü araştırmalarınızdan bahseder misiniz?

Dr. Hilkat Özgün: İlk projemdeki başarım nedeniyle 1990 yılında terfi aldım ve CSIRO’da akü araştırmaları ile ilgili bölüme geçtim. O güne kadar akü ile ilgili bildiğim tek şey, otomobillerin akü ile çalıştığıydı. Kimya, öğrendiğiniz bilgileri farklı alanlara uygulama sanatıdır. Kısa zamanda akülerle ilgili çok şey öğrendim. Sonrasında 24 yıl, sulu kurşun-asit aküler, VRLA aküler, jel aküler, rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarında kullanılan akülerin araştırma ve geliştirmesinde aktif görev aldım. Bu kurumda birçok başarılı projeye ve iki buluşa imza attım. Şu an çeşitli kurumlara danışmanlık yapıyorum.

TÜBİTAK Bilim Genç: Daha sonra çift taraflı aküyü de geliştirdiniz.

Dr. Hilkat Özgün: 1998 - 2000 yılları arasında CSIRO’nun 80 firma ile ortaklaşa, dünya fuarlarında gösterilmek üzere geliştirdiği “axcess” prototip hibrit (elektrik ve benzin motorunun bir arada olduğu sistem) otomobile çift taraflı akü (Double-Impact Battery) geliştirdim. 1996 yılında, RMIT Üniversitesi'nde tamamladığım master çalışmamın uygulamalarını bu aküler üzerinde denedim. İnce ve daha fazla plakalar kullanarak yüksek akım taşımlarını sağladım. Aküyü çift taraflı hale getirerek hem ısınmasını önledim, hem sülfatlanmasını, hem de kapasitesinin yüksek oranda kullanılmasını sağladım. Bu aküler “axcess” prototip hibrit otomobil dışında aynı zamanda General Motor-Holden otomobil firmasının Sidney Olimpiyatları’nda sergilediği “Yeşil Olimpiyat” tasarımı için hazırlanan hibrit otomobilde kullanıldı. 2000 yılında bu proje Avustralya’da yapılan projeler arasında birinci seçildi. CSIRO’nun en büyük ödülü olan CSIRO Başkan Ödülü'ne layık görüldüm. Ödülümü alırken, Avustralya'da bir Türk kadını olarak bu ödülü almanın gururunu yaşadım. Master çalışmam ayrıca, GNB Akü Fabrikası'nın akü üretiminde geliştirilmiş teknoloji olarak kullanıldı.

TÜBİTAK Bilim Genç: Peki, yenilenebilir enerji için “UltraBattery” (ultra akü) projenize geçecek olursak…

Dr. Hilkat Özgün: 2008 yılında yenilenebilir enerji için yeni depolama kaynağı olan ultra akü projesi çalışmamla Araştırma Ödülü’ne layık görüldüm. Grup çalışması olan bu akülerin temelinde kurşun-asit içerikli akü ve süperkapasitör birleşimi yatıyor. “Energy Transformed Flagship” programı altında geliştirdiğimiz ultra akülü hibrit araçlar, şebekeden bağımsız güç sistemleri ve şebekeye bağlı rüzgâr ve güneş enerjisi tarlalarının stabil akım iletmesine uygun olarak tasarlandı. Rüzgâr tarlası, elektrik üretimi için kullanılan ve aynı yerde bulunan rüzgâr türbinleri grubudur. Özel türbinler orta gerilim güç sistemine ve ağ şebekesine bağlanır. Elektrik şebekesinin orta gerilimdeki elektrik akımını bir transformatör yardımıyla yüksek gerilim iletim hattına bağlar.

Daha fazla enerji veren, maliyeti düşük, çevre dostu ultra akülerin saha testleri Avustralya'nın New South Wales eyaletinde, Amerika'da ve Japonya'da yapıldı. Ultra akünün üretim lisansı Japon firması Furukawa ve Amerikan firması East Penn tarafından alındı. Bu akülerin yol testleri Amerika'da devam ediyor ve tüm testleri başarı ile geçiyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: Akü sadece otomobillerde bulunan bir kutu olarak biliniyor.

Dr. Hilkat Özgün: Evet, akü, dışarıdan baktığınızda çok fazla bir şey ifade etmeyen kapalı bir kutu. Fakat akü araştırması uçsuz bucaksız bir bilim dalıdır. Prototip akü ve süperkapasitör araştırmalarında yer aldım. Toz kurşun ve kurşun plakalarla işe başlayarak prototip aküler ürettim. Ürettiğim aküleri laboratuvarda birçok testlerden geçirdim. Geçemeyenleri aynı bir doktorun hastasını muayene ettiği gibi kontrol ettim, problemini araştırdım ve çözüm buldum. Araştırma sonuçlarım Avustralya, Amerika ve Japonya'da uygulamalı olarak kullanıldı. Bilime katkı sağladığım için mutluyum. 

TÜBİTAK Bilim Genç: Sizi bu konularda araştırma yapmaya yönelten sebepler neler?

Dr. Hilkat Özgün: Bilimsel araştırma zaman ve sabır ister. Her gün yeni bir şeyler öğrenir, keşfeder ve heyecanlanırsınız. İşime başladığımda akü konusunda hiçbir bilgim yoktu. Fakat ODTÜ'de okumuş olmak araştırma yönümü, orta okul ve liseyi yatılı okumaksa sabrımı geliştirdiği için öncelikle bu iki meziyetimi kullanarak başladım. Çalışmayı ve başarmayı seviyorum. Bir şeyler üretmek, ürettiğim şeylerin insanların hayatını kolaylaştırdığını düşünmek bana keyif veriyor. Bu yüzden mesleğimin her yönünü gerçekten seviyorum. Her günün sonunda “Ne iyi etmişim de bu alanda çalışmaya başlamışım” diyorum. İş yaşamında hareketli ortamları seviyorum. Laboratuvarda çalışıyorsanız bu hareketlilik sizin doğal bir parçanız oluyor. Ayrıca sabırlıyım ve olumlu bir bakış açısına sahibim. Bunlar bir araştırmacının ihtiyaç duyacağı özellikler.

TÜBİTAK Bilim Genç: Yaptığınız araştırmaların uygulama alanları neler?

Dr. Hilkat Özgün: Güneş enerjisi ve rüzgâr türbinleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları (enerji depolama), otomotiv sektörü, seperatör teknolojileri ve süperkapasitörler diyebilirim.

TÜBİTAK Bilim Genç: Avustralya’da toplumsal çalışmalarda da yer alıyorsunuz. Bize bu çalışmalardan bahseder misiniz?

Dr. Hilkat Özgün: 2001 yılında Avustralya Türk Kültür Platformu’nu kurdum. Daha sonra 2005 yılında, "Türk insanını ve Türk kültürünü diğer toplumlara tanıtmak" amacı ile oluşturulan Avustralya Türk Lale Festivali’ni başlattım. Bu festival 2007 yılında, Avustralya’da yapılan Türk festivalleri arasında en başarılı festival seçilerek "Kültür Mirası" ödülünü aldı. Festival her yıl daha da artan bir başarıyla devam ediyor.

Avustralya’da yaşayan Türk toplumunun diğer toplumlarla kaynaşması için de çalışmalar yürüttüm. Oyuncak Evi Kampanyası, seyahat fuarları, Türk etkinlikleri, Barış ve Uyum Konserleri, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları, Gençlik Ödülleri, Geçmişten Günümüze Türk Moda Defilesi, Melburn Sanat Merkezi ile birlikte tanıtımlar ve Melburn Federasyon Meydanı’nda Türk kültüründe ışığın anlamını yansıtan Işık Festivali, 2008 Türk - Kore ortak projesi kapsamında ortak bir sergi ve daha sonrasında bir konser, 2009 Avustralya’da Türk - Japon Dostluk Yılı Projesi, Kadın Sanatçılar Resim Sergisi gibi birçok anlamlı proje ve etkinliği başarıyla gerçekleştirdim. Türk el sanatlarını ve sanatçılarını tanıtmak amacıyla www.TurkishArtLand.com.au internet sayfasını kurdum. Türkiye’den Avustralya’ya eğitim amaçlı gelen öğrencilere uzun süre gönüllü hizmet verdim. Halen yeni göçmenlere yardım ediyorum ve Avustralya Kanser Konseyi için gönüllü olarak çalışıyorum.

Dünya Kadınlar Günü 100.Yıl Albümü'nde yer aldım. Ayrıca Avustralya’da 2002 yılında çok kültürlü toplumları tanıtmak amacıyla hazırlanan All of Us  adlı kitapta Türk toplumunu temsilen yer aldım. Halen Çanakkale Savaşları’nın 100.yılını anma çalışmalarında komite üyesi olarak görev yapıyorum. Geçmişte Türkiye ve Avustralya arasında bilim anlaşması imzalanması konusunda kişisel girişimlerim de olmuştu.

TÜBİTAK Bilim Genç: Kariyeriniz ödüllerle dolu. Bunlardan da bahseder misiniz?

Dr. Hilkat Özgün: 2003 yılında Atatürk'ün Kızı ve Yılın Başarılı Kadını Ödülü’ne, 2006’da Yılın Türk’ü Ödülü’ne (Viktorya -Avustralya), 2007’de Avustralya'nın Viktorya eyaleti genel valisi tarafından verilen Çok Kültürlülüğe Katkı Ödülü’ne, 2009 yılında Melburn Başkonsolosluğu Kültür Ödülü’ne (Bu ödül ilk kez Avustralya’da Hilkat Özgün’e verilmiştir) ve son olarak da 2014’te Barış Elçisi Ödülü’ne layık görüldüm.

Bilgi Notları:

Aküler: Kurşun-asit, nikel-kadmiyum, nikel-demir, nikel metal hidrür gibi kullanılan metal cinslerine göre çeşitlere ayrılır. Günümüzde en yaygın kullanılan akü tipi kurşun-asit akülerdir. Bu aküler de temel olarak sulu aküler ve kuru aküler olmak üzere ikiye ayrılır.

Sulu aküler: Bünyesinde sıvı elektrolit bulunduran klasik kurşun-asit akülerdir. Elektrolitin akıp akünün bulunduğu ortama zarar verme ihtimali vardır. Aküde su miktarı azalabilir. Sulu akülerin en fazla kullanılan çeşitleri başlatma, ışıklandırma ve ateşleme işlevlerini gerçekleştiren klasik tipteki otomobil aküleridir.

Kuru aküler: Kullanımı sırasında asit veya su ilavesine ihtiyaç olmayan ve bakım gerektirmeyen akülere kuru akü denir. VRLA akü (Valf Regulated Lead Acid) veya sübap ayarlı kurşun-asit akü olarak da bilinirler. SLA akü (Sealed Lead Acid) de denilmektedir. Kesintisiz güç kaynağı sistemleri (UPS), elektrikli araçlar, elektrik üretim şirketleri, telekomünikasyon, elektrik ve telefon santralleri, acil aydınlatma sistemleri ve güvenlik sistemlerinde VRLA aküler kullanılır.

Kuru aküler iç yapılarına ve teknolojilerine bağlı olarak AGM akü (Absorbed Glass Matt/elektrolidi separatörlere emdirilmiş) ve jel akü olarak ikiye ayrılır.

AGM aküler: Temel özellikleri asit taşması veya sızdırma yapmamalarıdır. Gaz çıkışı yok denecek kadar azdır. Bu yüzden çok güvenlidirler ve rafta bekleme ömürleri çok daha uzundur. Ayrıca sulu akülere kıyasla titreşime karşı daha dayanıklıdırlar ve sevkiyatları kolaydır. Kullanım alanları arasında sabit tesisler, UPS’ler, tekneler ve santraller vardır.

Jel akü: İçlerinde jel-jöle kıvamında elektrolit bulunan akülerdir. Ağır çevre koşullarına, özellikle de sıcaklığa ve titreşime dayanıklı akülerdir. Bu yüzden denizcilik sektöründe ve güneş enerjisi sistemlerinde özellikle tercih edilirler. Jel aküler uzun deşarjlarda mükemmel performans gösterir.

Sülfatlaşma: Kurşun sülfatın (PbSO4) kristalleşmiş halidir. Eğer bir akü şarj olduğundan fazla deşarj oluyor ise, plakalarda sert kurşun sülfatlar oluşur. Buna “sülfatlaşma” denir. Bu durumda akünün kapasitesi ve yeniden şarj alma kabiliyeti düşer. Akülerin uzun süre kullanılmaması, araç elektrik sistemindeki arızalar, araç kapıları ve lambalarının açık unutulması gibi nedenlerle sülfatlaşma oluşabilir.

Seperatör: Akülerde negatif ve pozitif plakaların birbiriyle temas ederek kısa devre oluşturmasını engelleyen (PE, PVC, GlassMat, AGM) malzemedir. Aside dayanıklı yalıtkan malzemeden yapılır, imalatçının tercihine bağlı olarak çeşitli profillerde üretilir.

Süperkapasitör: Yüksek güç sağlayan kapasitörlerdir. Ultra akü teknolojisinde standart kurşun akü ve süperkapasitör teknolojisi birleştirilmiştir.

İlgili İçerikler

Kimya

Günümüzün aktif araştırma alanlarından biri iki boyutlu malzemeler. Bu malzemelerin yapısı kristalli katılarınkine benzer. Ancak sıradan kristalli katılar gibi üç boyutlu değil, iki boyutludurlar.

Kimya

Experimentarium Bilim Merkezi’nin kurucu müdürü Asger Hoeg ile Türkiye’deki bilim merkezlerinin nasıl geliştirilebileceğini konuştuk.

Kimya

Nobel Kimya Ödülü’nün bu yılki sahipleri Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Frances H. Arnold, Columbia Üniversitesi’nden George P. Smith ve Cambridge Üniversitesi’nden Gregory P. Winter oldu.

Kimya

Sonbahar mevsiminin en belirgin özelliklerinden biri doğadaki renk cümbüşüdür. Ağaçların yaprakları yeşilden parlak sarıya, turuncuya, kırmızıya ve kahverengiye doğru renk değiştirir.

Kimya

Deneyler köşesinin bu etkinliğinde yoğunluk kavramından faydalanarak kendi gökkuşağımızı oluşturacağız.

Kimya

Toryumun doğal olarak bulunan altı izotopu (proton sayıları aynı, nötron sayıları farklı olan atomlara izotop denir) var. Bunlardan toryum-232 yer kabuğunda en yaygın olarak bulunan toryum izotopu. Yarı ömrü ise 14 milyar yıl yani neredeyse evrenin tahmin edilen yaşıyla eşit.

Kimya

Uranyum elementinin doğal olarak bulunan üç izotopu var (laboratuvarda yapılanlarla birlikte toplam 19 izotopu bulunuyor). Doğada bulunanlar uranyum-234, uranyum-235 ve uranyum-238.

Kimya

Mikroakışkanlar temelini fizik, kimya, biyoloji ve mühendislikten alan disiplinler arası bir araştırma alanıdır. Bu alanda minyatür sistemlerin üretilmesine yönelik araştırmalar yapılır. Bu sistemler DNA çiplerin üretimi, biyolojik tahliller ve kimyasal sentezler gibi amaçlarla kullanılabilir.

Kimya

Uluslararası bir araştırma grubu, paketleme ve tekstil alanlarında en sık kullanılan polimer türlerinden biri olan polietilen tereftalatı (PET) biyolojik olarak parçalayabilen enzimin verimliliğini artırmayı başardı.

Kimya

Deneyler köşesinin bu etkinliğinde meyve ve sebzeleri kullanarak kendi pilimizi tasarlıyoruz.