Skip to content Skip to navigation

Enerji İçecekleri

İbrahim Özay Semerci
22/08/2014 - 10:54

Yaklaşık 20 yıl önce ülkemizde satışa sunulan enerji içeceklerinden, 2012 yılında, 30 milyon litreden fazla tükettik. “Niçin enerji içeceği tüketiyoruz?” sorusuna verdiğimiz cevaplar ise genel olarak şu şekilde: enerji içeceklerinin halsizsek bizi canlandırması, yorgunsak zihnimizi açması ve bozulan dikkatimizi toplaması. Üretici firmalar da reklamlarında bu ürünlerin performans ve dayanıklılık artıran özelliklerini ön plana çıkarıyor.

İlk enerji içeceğinin üretimine dair farklı görüşler bulunsa da, yaygın görüş 1962 yılında bir Japon firması tarafından üretildiği yönünde. O tarihlerde, enerji içeceği uzun saatler boyunca çalışan işçilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak amacıyla üretiliyordu. Bu içeceğin içindeki başlıca maddeler ise B1, B2, B6 vitaminleri, niasin ve taurindi. Günümüzde bu maddelerin yanı sıra kafein, şeker, guarana ve ginseng gibi maddeler de enerji içeceği üretiminde kullanılıyor. Pek çok madde kullanılarak üretilen enerji içeceklerindeki performans ve dayanıklılık artırıcı özelliğe sahip maddeler ve özellikleri ise şöyle:

Kafein: Zihnimiz yorulduğunda içtiğimiz enerji içeceklerinin zihinsel performansı artırmasının nedeni olarak kafein görülüyor. Plasebolarla (yalancı hap, ilaç vb.) yapılan bazı kıyaslama çalışmalarında ise kafeinin dikkat yoğunluğu, muhakeme veya yetenekler üzerine önemli bir etkisi olduğu görülmemiş. Doğal bir uyaran olan kafein aynı zamanda dünyada en çok tüketilen uyaran olma özelliğine de sahip. Ancak araştırmalar aşırı kafein tüketiminin uyku alışkanlıklarını bozabileceğini, kan basıncını ve psikiyatrik sıkıntıları artırabileceğini belirtiyor. Ayrıca kafein zehirlenmesi durumunda hızlı kalp atışı, kusma, felç hatta ölümün bile gerçekleşebileceği söyleniyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada günde 400 mg’a kadar kafein tüketiminin sağlıklı yetişkinlerde olumsuz bir etki göstermediği belirlenmiş. Ayrıca çocuklar ve üreme çağındaki kadınların da kafein tüketimini 300 mg ile sınırlandırması tavsiye ediliyor. Hamilelerin, bebek emziren kadınların, ergenlerin ve çocukların enerji içeceği tüketmemeleri gerektiği de belirtiliyor.

Guarana: Tek başına alındığında daha dinç hissetmemize katkı sağladığına dair kesin bir bilgi olmasa da kafeinle birlikte alındığında daha etkili olduğu düşünülüyor. Araştırmalar günde 400 mg’dan fazla guarana tüketmenin asabiyet, uykusuzluk, idrara çıkmada artma, kalp ritim bozukluğu, kemik yoğunluğu düzeyinin düşmesi ve mide rahatsızlıklarına neden olabileceğini ortaya koyuyor. 

Taurin: Taurin molekülü egzersiz yaparken veya stresli halde iken kullanılan, vücudumuzda da üretilebilen, kalp atış hızının ve kas kasılmalarının düzenlemesine yardımcı olan bir amino asit. Doğal taurin vücudumuz için faydalıdır ve inek sütünden, etten, balıktan ve yumurtadan elde edilebilir. Araştırmacılar günlük alım miktarının 500 mg’ı geçmemesi gerektiğini söylüyor. Ancak enerji içeceklerinde olduğu gibi dışarıdan alınan yapay taurinin yüksek kan basıncına ve kalp hastalıklarına neden olabildiği belirtiliyor. Taurin ile ilgili dikkat çekici araştırmalardan biri New York’taki Weill Cornell Tıp Fakültesi tarafından yapılmış. Bu çalışmada taurinin canlandırıcı etkisinin yanı sıra beyinde yatıştırıcı etki gösterdiği de tespit edilmiş.

Şeker: Enerji içeceklerinin yüksek enerji sağlamasının nedeni yoğun şeker içermelerine bağlanıyor. Ancak yüksek miktardaki şeker sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Enerji içeceklerinin spor esnasında tüketilmesi hayli tehlikeli. Spordan hemen önce veya spor esnasında enerji içeceği içip bu ürünlerin size yüksek miktarda enerji sağlayarak performansınızı artıracağını düşünüyorsanız bunu bir daha düşünmenizde fayda var. Enerji içeceklerinin işlevi çoğu zaman spor içecekleriyle karıştırılıyor. Spor içecekleri, spor esnasında kaybedilen su ile kalp, kas ve sinirlerin düzenli çalışmasını sağlayan elektrolitlerin vücuda takviyesi için üretiliyor. Bu ürünlerin tenis müsabakaları veya bisiklet yarışları esnasında sporcular tarafından sıklıkla tüketildiğini görmüşsünüzdür. Oysa spor içeceklerinde bulunmayan, ancak enerji içeceklerinin temel maddesi olan kafein kalp basıncını ve kalp atım hızını artıran bir uyaran olduğu için spor esnasında enerji içeceklerinin tüketimi telafisi mümkün olmayan durumlara neden olabilir. Ayrıca enerji içeceklerinin sağladığı enerji çok kısa ömürlüdür. Önemli noktalardan biri de kafeinin diüretik etkisidir. Diüretik etki, vücudun idrarla su kaybetmesine neden olur. Yani bir taraftan terleyerek su kaybederken kafeinle bu kaybı artırmak pek de akıllıca değil.  

Zaman zaman haber bültenlerinde veya yazılı basında enerji içeceği ile birlikte alkol aldığı için hayatını kaybettiği söylenen kişilerle ilgili haberlere rastlayanlarınız olmuştur. Enerji içeceklerinin uyarıcı, alkolün ise yatıştırıcı etkisi olduğundan ikisi birlikte alındığında çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Araştırmacılar enerji içeceğinin uyarıcı etkisinin bir kişinin ne kadar alkol aldığını fark etmesini engelleyebileceğini söylüyor. Ayrıca araştırmalar kafeinle birlikte insanların daha çok alkol tükettiğini ve kan-alkol konsantrasyonlarının (BAC) daha yüksek değerler verdiğini tespit etmiş. Hem enerji içecekleri hem de alkol vücudun su kaybetmesine neden olduğundan, su kaybı alkolün vücut tarafından metabolize edilme hızını azaltır ve bu yüzden kişi ertesi gün dahi kendini halsiz hissedebilir.

Sonuç olarak enerji içeceği tüketilirken yaş, cinsiyet ve sağlık durumu gibi değişkenler dikkate alınmalı. Yerine göre ya hiç tüketilmemeli ya da belirli bir miktarda tüketilmeli.

İlgili İçerikler

Tıp ve Sağlık

Bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmamış bebekleri ve çocukları ciddi hastalıklardan korumak için yapılan aşılar ile erken yaşlarda tanışırız.

Tıp ve Sağlık

Hücrelerde meydana gelen doğal süreçlerden biri aşırı yaşlanma sebebiyle çoğalmanın durmasıdır. İnsanlarda ileri yaşlarda ortaya çıkan eklem romatizması, kemik erimesi ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarının nedenlerinden biri de hücrelerin aşırı yaşlanmasıdır.

Tıp ve Sağlık

Gözlerin de tıpkı mide gibi sindirim yaptığını biliyor muydunuz? Evet, yanlış okumadınız. Gözler de mide gibi sindirim yapabiliyor. Ancak tek farkla... Midemiz tükettiğimiz gıdaları sindirirken gözümüz çevreden gelen bakterileri sindiriyor.

Tıp ve Sağlık

Bilimsel çalışmalar gözlerimizde yaşayan, göz sağlığına yararlı bakteriler olduğunu gösteriyor. Göz mikrobiyomu olarak adlandırılan bu bakterilerin davranışlarının tam olarak anlaşılması, çeşitli göz hastalıklarının tedavisinde yararlı olabilir.

Tıp ve Sağlık

“Seyahat” denildiğinde aklımıza ilk olarak yeni yerler görme, yeni insanlar tanıma fırsatı gelir. Peki, seyahat etmenin kimi zaman sağlığımız için tehdit oluşturabileceğini biliyor muydunuz?

Tıp ve Sağlık

Pek çok hastalığın tedavisinde antibiyotikler kullanılıyor. Ancak aşırı kullanım zararlı da olabiliyor. Çünkü antibiyotikler sadece hastalık yapan bakterilere değil yararlı bakterilere de -örneğin sindirime yardımcı olan bakterilere de- zarar verebiliyor.

Tıp ve Sağlık

Uçmak insanların çoğuna büyük keyif verir. Ancak yerden yükselmek insan fizyolojisi üzerinde çeşitli etkilere yol açar. Dış kulak ile orta kulak arasında yer alan kulak zarı, uçuş sırasındaki  basınç değişikliklerinden etkilenen en önemli yapıdır.

Tıp ve Sağlık

Bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar plasentadan elde edilmiş, Cdx2 olarak adlandırılan kök hücrelerin kalp krizi geçirmiş farelerde yeniden sağlıklı kalp hücrelerine dönüşebildiğini gösterdi.

Tıp ve Sağlık

Yakın zamanda doktora gittiyseniz hastane duvarlarında şöyle bir uyarı ile karşılaşmış olabilirsiniz: “Doktorunuza antibiyotik yazması için ısrar etmeyin”. Peki, bu uyarı neden yapılıyor? Neden antibiyotik kullanıyoruz? Antibiyotikler tehlikeli mi? Gelin, bu soruların cevaplarına birlikte bakalım.

Tıp ve Sağlık

Rochester Teknoloji Enstitüsünde çalışan Nicholas Conn, Karl Schwarz ve David Borkholder, konjestif kalp yetmezliği hastaları için yararlı olacak bir klozet oturağı geliştirdi. Çeşitli ölçüm cihazlarıyla donatılmış oturak, henüz semptomlar ortaya çıkmadan hastanın sağlığındaki bozulmaları tespit edebiliyor.