Skip to content Skip to navigation

Fotoğraflar Köşesinde Mayıs Ayının Konusu “Endemik Bitkiler”

Bilim Genç
01/05/2018 - 00:04

Ankara çiğdemi (Crocus ancyrensis)

Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine bağlandığı bir bölgede yer alan Türkiye, farklı iklim ve coğrafi özellikleri nedeniyle zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Türkiye’deki dağlar, ormanlar, sulak alanlar, denizler gibi farklı ekosistemler birçok canlı türüne ev sahipliği yapıyor. Bunların bazıları ise endemik.

Yeryüzünde sadece belirli bir bölgede yaşayan canlı türleri endemik canlılar olarak isimlendiriliyor. Peki, siz yaşadığınız bölgeye özgü bitki türlerini tanıyor musunuz?

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde mayıs ayında objektiflerinizi yaşadığınız bölgeye özgü bitki türlerine odaklamanızı istiyoruz. Fotoğraflarınızı Bilim Genç’te paylaşırken açıklama bölümüne #EndemikBitkiler etiketini eklemeyi unutmayın.

Fotoğraflarınızın açıklama bölümünde ayrıca fotoğrafını çektiğiniz bitkinin biliyorsanız yerel ve bilimsel ismine yer verebilir, bitkinin renk, şekil, doku gibi özelliklerine ait gözlemlerinizi ekleyebilir, fotoğrafınızı nerede ve ne zaman çektiğinizi belirtebilirsiniz.

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde her ay belirlenen konuda gönderilen fotoğraflar arasından seçilenler ayın en beğenilen fotoğrafları galerisinde yayınlanıyor. Fotoğrafların sahiplerine ise TÜBİTAK popüler bilim kitaplarından hediye ediliyor.

Siz de “Kendimi ifade etmemin en etkili yolu fotoğraf!” diyorsanız, ayın fotoğraf konularını takip etmeyi unutmayın.

İlgili İçerikler

Biyoloji

Doğada bazı hayvan türlerinin sayısı kıtlık, aşırı avlanma, iklim değişikliği ya da yaşam alanlarının daralması sonucu azalır. Hatta bu durum soylarının tamamen tükenmesine kadar gidebilir. Fakat bazen soyu tükendi diye düşündüğümüz türler uzun bir aradan sonra tekrar ortaya çıkar. Türkiye’deki bu türlerden biri de balık baykuşudur.

Biyoloji

Daha önce arıların sıfırı kavrayabildiği ve bu yüzden soyut matematikle ilgili kavramları anlamlandırabildiği üzerine gerçekleştirilen araştırmayı yürüten ekip arılar üzerinde çalışmaya devam etti ve arıların sembolleri sayılarla eşleştirebildiğini keşfetti.

Biyoloji

Bilim insanları, kuşların gagalarındaki bazı hücrelerin pusula işlevi gördüğünü ve bu durumun kuşların uzun ve karmaşık rotalarda yaptıkları yolculuklarda yön bulmalarına yardımcı olduğunu düşünüyordu. Fakat yakın zamanda yapılan bir araştırma, kuşların yönlerini kolaylıkla bulabilmesini sağlayan şeyin gözlerinde bulunan bir protein olduğunu gösterdi.

Biyoloji

ABD’deki Utah Sağlık Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, Clostridia (20-30 ayrı bakteriyi içine alan bir sınıf) ba

Biyoloji

Dünyanın birçok yerinde bulunan kırlangıçkuyruklar yaklaşık 560 türe sahip bir kelebek ailesidir. İsimlerini, bazı türlerin kanatlarının altındaki kuyruğa benzer uzantılardan alırlar. Çoğunlukla tropik bölgelerde yaşarlar.

Biyoloji

Nanomalzemelere dayalı elektrokimyasal biyosensörler ve aptasensör teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle 2015 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. K. Arzum Erdem Gürsan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Biyoloji

Semenderlerin bacakları koptuğunda yeniden gelişir. Kertenkeleler düşmanlarını yanıltmak için kuyruklarını bırakır, daha sonra yeniden büyütür. Planarya solucanları, denizanaları ve denizşakayıkları ise bütün vücutlarını yeniden büyütebilir. 

Biyoloji

İnsan Genom Projesi ile insanların gen haritasının çıkarılması pek çok gelişmeye kapı araladı. Bunlardan biri de genetik testler. Genetik testler kan, tükürük gibi vücut sıvılarındaki hücrelerden elde edilen DNA’nın incelenmesine dayanıyor.

Biyoloji

Dünyada bilinen örümcek türlerinin sayısı 43.000’den fazladır. Bu örümcek türlerinin birçoğu zehirli olmasına rağmen zehirleri insanı öldürücü nitelikte değildir. Fakat 30 kadar türün zehrinin insanlar için tehlikeli olabileceği düşünülüyor.

Biyoloji

İnsan genomunun sadece %2’lik kısmı protein kodlar. Kodlamayan DNA ise geriye kalan %98’lik kısmı ifade etmek için kullanılan terimdir. Bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar, kodlamayan DNA’daki mutasyonların otizme yol açabileceğini gösteriyor.