Skip to content Skip to navigation

Hastalıklara Karşı Alınan Önlem: Aşı

Dr. Başak Kandemir
15/08/2019 - 13:58

Bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmamış bebekleri ve çocukları ciddi hastalıklardan korumak için yapılan aşılar ile erken yaşlarda tanışırız. Kimimiz kedi tırmalaması sonucunda, kimimiz kış mevsiminde grip olmamak, kimimiz de yurt dışına yolculuk yaparken bulaşıcı hastalıklardan korunmak için aşı oluruz. Peki aşı neden önemli?

Çevremizde vücudumuza girmek için “sabırsızlanan” sayısız hastalık yapıcı etmen var. Günlük hayatta basit alışkanlıklarla bu etmenleri kendimizden uzak tutmaya çalışırız. Örneğin ellerimizi sık sık yıkar, temiz olmadığını düşündüğümüz yerlere dokunmayız. Hastalık yapıcı etmenler bir şekilde vücudumuza “sızdığında” ise bağışıklık sistemimiz devreye girer.

Bağışıklık sistemi bakteri ve virüs gibi hastalık yapıcı etmenleri, yüzeylerindeki antijen olarak isimlendirilen moleküller sayesinde tanır ve bunlara karşı savaşmak için antikor adı verilen biyolojik maddeler üretir.

Bağışıklık sistemimiz zayıfsa ya da hastalık yapıcı etmenle daha önce tanışmamışsa enfeksiyon ortaya çıkar ve hasta oluruz. Hasta olmadan önce bağışıklık sisteminin bir hastalığı tanıması mümkün. Aşı adı verilen biyolojik maddeler ile virüs ya da bakteriler taklit edilerek bağışıklık sisteminin antikor üretmesi sağlanıyor. Yani hastalık yapıcı etmenler vücuda girmeden önceden bağışıklık sistemine tanıtılıyor. Böylece hastalık etmenlerine maruz kalındığında vücutta var olan antikorlar devreye giriyor ve zararlı etmenler yok ediliyor.

Aşılar sadece kendimizi değil çevremizdeki insanları da enfeksiyonlardan korumaya yardımcı oluyor. Aşılanan insan sayısı arttıkça hastalığın bulaşması zorlaşıyor. Böylece salgın hastalıkların yayılması engellenebiliyor hatta durdurulabiliyor.

Aşılar yaklaşık 200 yıldır hayatımızda. Bilinen ilk aşı suçiçeği hastalığına karşı geliştirilmişti. Bugün ise yirmiden fazla hastalıktan aşı ile korunmak mümkün. İlk aşının üretiminden bu zamana aşı üretim yöntemlerinde birçok gelişme yaşandı.

Aşı üretmek için ilk olarak hastalık yapıcı etmenin antijeninin üretilmesi gerekir. Günümüzde tavuk embriyosu kullanılarak hastalık yapıcı virüsler üretiliyor. Bu yöntemin üretiminin uzun zaman alması, maliyetinin yüksek olması, alerjik bileşenler içermesi gibi bazı dezavantajları var. Ancak hâlen grip aşısı üretiminde kullanılıyor. Bu zorlukları ortadan kaldırabilmek içinse hücrelerin uygun koşullardaki besi ortamlarında, cam veya plastik kültür tabaklarında büyütüldüğü hücre kültürü teknolojisi yöntemi geliştirildi. Son yıllarda biyoteknolojik yöntemlerle de aşılar üretiliyor. Hem geleneksel hem de biyoteknolojik tekniklerin kullanıldığı aşı geliştirme yöntemi ise kombine aşı olarak isimlendiriliyor.

Farklı türde aşılar var. Canlı aşılar, hastalığa neden olan virüs ya da bakterinin laboratuvarda zayıflatılmasıyla üretiliyor. Tüberküloza karşı üretilen BCG aşısı bu aşı türlerinden biridir. Canlı aşılarda hastalık yapıcı etmenler zayıflatılmış olsa da tekrar hastalık yapıcı özellik kazanabilirler. Özellikle bağışıklık sistemi zayıflığında bu olasılık artar. Aşının üretim sürecinde çalışanlar da hastalığa yakalanma riski taşır. Bu yüzden üretim sürecinde dikkatli olunması gerekir.

Ölü aşılarda ise hastalık yapıcı bakteriler ve virüslerin tümü ölü hâlde bulunur. Ölü aşılarda embriyo hücresinde ya da hücre kültüründe üretilen hastalık yapıcı etmen kimyasal, ısıl işlem ve radyasyon gibi çeşitli yollarla öldürülür. Hepatit A, grip ve kuduz aşıları en bilindik ölü aşı örnekleridir. Canlı aşılara göre daha güvenlidirler.

Toksoid aşılarda vücutta zehir (toksin) oluşturan hastalık yapıcı etmenlerin zehir etkisi ısıtılarak ya da kimyasal işlemlerden geçirilerek zayıflatılır. Örneğin tetanoz hastalığına karşı bu yöntemle aşı üretilir.

Clostridium tetani bakterisi doğada toz, toprak ve gübre de dâhil olmak üzere her yerde bulunur ve tetanoz hastalığına yol açar.

Bazı aşılarda ise hastalık yapıcı etmenin tümü değil bağışıklık tepkisini ortaya çıkaran antijen kısmı bulunur.

Aşıların içinde antijen molekülleri dışında başka bileşenler de var. Bu bileşenler aşının etkinliğini azaltabilir, bağışıklık sisteminin cevap vermesini engelleyebilir ve bazı hastalıklara sebep olabilir. Geleneksel aşılardaki bu olumsuz etkiler nedeniyle biyoteknolojik aşı geliştirme çalışmaları önem kazanıyor. Biyoteknolojik aşılar kısa sürede daha güvenli ve etkili üretim yapma imkânı sağlıyor. Ayrıca şu an kullanılan yöntemlerle üretilemeyen aşıların üretimi de bu yolla gerçekleştirilebiliyor.

Biyoteknolojik aşılardan biri olan rekombinant DNA aşılarında vücuda giren hastalık etmeninin bağışıklık sistemi tarafından tanınmasını sağlayan antijenleri oluşturmak ve sonrasında ayırt edebilmek için antijeni kodlayan gen ya da genler, taşıyıcı bir DNA ile birleştirilir. Bakteri gibi bir konak hücreye veya hayvana aktarılır. Genin kodladığı proteinler hücreden ayrıştırılarak aşı olarak kullanılır. Örneğin hepatit B virüsünün antijenini kodlayan gen bir maya hücresine aktarılıp çoğaltılır ve rekombinant hepatit B aşısı olarak kullanılabilir.

Aşılar bazı riskler taşısa da bugüne kadar salgın hastalıkların önüne geçmek için başarıyla kullanıldı. Örneğin 1924-1944 yılları arasında çiçek hastalığı salgını sonucu pek çok insan hayatını kaybetti. Aşı sayesinde hastalık etmeni yok edildiği için çiçek aşısı uygulaması 1980’den sonra hem ülkemizde hem de dünyada durduruldu.

2001 yılında ülkemizde yaklaşık 30.000 kızamık vakası görülmüş. Aşı uygulamalarından sonra 2017’de bu sayı 84 olarak tespit edilmiş. Kızamık aşısının insanları hastalığa karşı %95 oranında koruduğu biliniyor. Kızamık hastalığına karşı bilinen bir tedavi yöntemi ise yok. Aşı yapılmayan çocukların hastalığı diğer çocuklara bulaştırma riski var. Bu nedenle sağlık örgütleri aşı uygulaması ile çocukların korunmasını öneriyor ve aşı kampanyaları düzenleniyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen aşılar, aşıyla önlenebilen hastalıkların ve bu hastalıkların sebep olduğu ölümlerin önüne geçilmesi, salgın hastalıkların yayılmasının engellenmesi açısından hayli önemli.

 

Kaynaklar:

 

Yazar Hakkında:
Dr. Başak Kandemir
Gebze Teknik Üniversitesi AxanLab Üyesi

İlgili İçerikler

Tıp ve Sağlık

Michigan Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacı uzuvlarını kaybeden insanların (amputelerin) yapmak istedikleri hareketleri düşünerek kontrol edebildiği bir robot el geliştirdi. Dr. Philip P. Vu ve arkadaşları tarafından yapılan araştırma ile ilgili makale Science Translational Medicine’da yayımlandı.

Tıp ve Sağlık

Çin’de ortaya çıktıktan sonra hızla yayılan yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalığı, dünya genelinde yaklaşık 210.000 insanı etkiledi. SARS-CoV-2 diğer koronavirüs türlerine göre neden hızla yayılıyor ve çok sayıda insanı etkiliyor?

Tıp ve Sağlık

Ellerimizi temiz tutmak, koronavirüs gibi patojenler (hastalık yapıcı mikroorganizmalar ve virüsler) yoluyla yayılan hastalıklardan korunmak için alabileceğimiz önlemlerin başında geliyor. Hatta bazı bilim insanları el hijyenini “kendi kendinize yapabileceğiniz aşı” olarak tanımlıyor. Ancak araştırmalar ellerimizi gerektiği gibi yıkamadığımızda patojenlerin ellerimizde kaldığını gösteriyor.

Tıp ve Sağlık

Kanser, Down sendromu, renk körlüğü gibi pek çok hastalığın kökeninde genler vardır. Ancak bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan geleneksel yöntemlerde sadece belirtiler ortadan kaldırılmaya çalışılıyor, hastalığın kökeninde yer alan genlere bir müdahalede bulunulmuyor.

Tıp ve Sağlık

McMaster Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacının complestatin ve yeni keşfedilmiş corbomycin adlı antibiyotiklerle yaptıkları deneyler, bu antibiyotiklerin bakterilerle daha önceleri bilinenlerden farklı bir biçimde savaştıklarını gösterdi.

Tıp ve Sağlık

Kıyafetlerimizin üretiminde kullanılan iplikçikler çoğu zaman polyester, naylon ve akrilik gibi plastiklerden elde edilir. Yapılan son bilimsel çalışmalar, bu mikroiplikçiklerin denizlerdeki plastik kirliliğinin ana kaynaklarından biri olduğunu gösteriyor.

Tıp ve Sağlık

Hafta sonları tüm aile bir aradayken pazar kahvaltıları nasıl da güzel olur, değil mi? Patatesli omlet, simit, börek, krep, kızarmış ekmek... Bu kadar şeyi yedikten sonra tatlı bir uyku bastırır. Peki ama neden?

Tıp ve Sağlık

Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüsün neden olduğu salgın dünyanın farklı yerlerine hızla yayılıyor. Şu ana kadar 30.000'den fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan virüs hakkında bilinmesi gerekenleri derledik.

Tıp ve Sağlık

San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesinde çalışan Prof. Dr. Karen Christman ve arkadaşları kalp krizi geçirmiş hastaların kalp kaslarını onarmak için bir hidrojel geliştirdi.

Tıp ve Sağlık

Okulda sınav haftasındasınız ve ders çalışırken sürekli bir şeyler atıştırıyorsunuz. Bu durumda muhtemelen “Stresten yiyorum” cevabını verirsiniz. Bazı insanlar stresli oldukları dönemlerde normalde olduğundan daha fazla yemek yer. Stres bazı insanların ise yeme isteklerinin azalmasına neden olur. Peki, stres yeme alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor?