Skip to content Skip to navigation

Juno, Jüpiter’in Sırlarını Açıklıyor

Ayşenur Okatan
19/09/2019 - 16:08

Geçmişten günümüze birçok araç uçsuz bucaksız evreni keşfetmek için uzaya gönderildi. Bu araçlar Merkür, Venüs, Mars, Neptün, Satürn, Plüton ve Ay hakkında veriler topladı ve bugün de toplamaya devam ediyor. Ayrıca yakın zamanlarda uzay araçları gezegenlerin yanı sıra asteroitleri ve kuyrukluyıldızları da yakından incelemeye başladı. 

Günümüzde hâlâ aktif olarak veri toplamaya devam eden uzay araçlarından biri de Juno. NASA tarafından 2011 yılında uzaya gönderilen bu araç 2016 yılında Jüpiter’in etrafında yörüngeye girdi ve Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni hakkında veri toplamaya başladı. 

Juno’nun yaptığı araştırmaların temel amacı, Jüpiter’in yapısını ve oluşum sürecini daha iyi anlamak. Uzay aracı, bu amaçla üç yıldır gezegenin atmosferini, çekirdeğini ve manyetik alanını incelemeye ve topladığı verileri Dünya’ya göndermeye devam ediyor. Juno’nun görevinin 2021 yılında sonlanması planlanıyor. 

Juno, Jüpiter’i ve Çekirdeğini Araştırıyor

Juno’nun kamerası JunoCam tarafından çekilen Jüpiter fotoğrafı

Gaz devi türü gezegenlerin bir örneği olan Jüpiter’in bileşimi incelendiğinde çok büyük oranda (yaklaşık %99) hidrojenden ve helyumdan oluştuğu görülür. Su buharı, amonyak, sülfür, metan ve diğer maddelerin oranıysa çok azdır. Hidrojen ve helyum gezegenin atmosferinde gaz hâlinde bulunur. Gezegenin bu uçucu gazları tutabilmesini sağlayan şeyse devasa kütleçekimidir. Çapı Dünya’nınkinin yaklaşık 11 katı olan Jüpiter’in kütlesiyse Dünya’nınkinin yaklaşık 317 katıdır. Diğer gaz devleri gibi Jüpiter’in de katı bir yüzeyi yoktur. Atmosfer basıncının yaklaşık 1 bar olduğu yüzey, gezegenin atmosferinin “tabanı” olarak kabul edilir. Jüpiter’in bu “yüzeyindeki” kütleçekim ivmesi, yeryüzünde deniz seviyesindeki kütleçekiminin yaklaşık 2,5 katıdır. 

Hidrojen gazı çok yüksek sıcaklık ve basınç altında metalik hidrojen olarak adlandırılan, elektriği iletebildiği bir hâlde bulunur. Jüpiter’in derinlerindeki yüksek basınç ve sıcaklık koşulları altında da yüksek miktarda metalik hidrojen bulunduğu ve gezegenin manyetik alanının kaynağının da hızlı bir biçimde dönen metalik hidrojen olduğu düşünülüyor. 

Jüpiter’in merkezinde çok küçük de olsa bir çekirdek olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu tahminin ne ölçüde doğru olduğu bilinmiyor. Juno’nun görevlerinden biri de Jüpiter’in manyetik alanını ve kütleçekimi özelliklerini inceleyerek Jüpiter’in merkezinde çekirdeğin bulunup bulunmadığını keşfetmek. 

Juno’nun bir diğer önemli görevi de gezegenin atmosferinde ne kadar su olduğunun tespit edilmesi. Güneş’le hemen hemen aynı zamanlarda oluştuğu tahmin edilen Jüpiter’deki su miktarı gezegenin oluşum sürecinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak. Çünkü bu bilgiyi kullanarak Jüpiter’in Güneş’ten ne kadar uzakta oluştuğunu tahmin etmek mümkün.

Juno, üzerindeki mikrodalga radyometre cihazı ve termal kamerayla gezegenin atmosferini de inceliyor. Mikrodalga radyometre cihazları atmosferdeki gazların yaydığı ısı enerjisini ölçen çok hassas alıcılardır. Termal kameralar ise kızılötesi ışınları yani ısı enerjisini kullanarak cisimlerin sıcaklığını, yapısını ve hareketini tespit eder. Bilim insanları Jüpiter’deki oksijen miktarının Dünya’dakinin yaklaşık 20 katı kadar olabileceğini düşünüyor. 

Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi

Jüpiter’in en belirgin özelliklerinden biri de atmosferindeki Büyük Kırmızı Leke’dir. Dev bir noktaya benzeyen bu leke aslında Jüpiter’in ekvatorunun 22 derece güneyinde 340 yıldır süren şiddetli bir fırtınadır. Fırtına o kadar geniş bir alana yayılmıştır ki yeryüzü teleskoplarıyla bile gözlemlenebilir. Juno’nun elde ettiği verilere göre Büyük Kırmızı Leke’nin çapı Dünya’nınkinin 1,5 katı kadardır. Fırtına ise atmosferin 300 km derinlerine kadar iniyor. 

Juno, Jüpiter’in Atmosferini Yakından İnceliyor

Jüpiter’in atmosferinin dış kısımlarında dıştan içe doğru donmuş amonyak kristalleri (NH3), amonyum hidrosülfür (H5NS) ve sudan (H2O) oluşan bir bulut tabakası bulunur. Jüpiter fotoğraflarında görülen kırmızı, turuncu ve diğer renklerdeki şeritlerin sebebinin atmosferin bu kısmında gerçekleşen kimyasal tepkimeler olduğu düşünülüyor. 

Gezegenin atmosferinin en dış kısmını meydana getiren bu gaz bulutları bir seviyeye kadar teleskoplarla incelenebilse de bulutun kalınlığının 71 kilometre civarında olması atmosferin daha derinlerinin incelenmesini zorlaştırıyor. Ancak Juno’daki mikrodalga radyometresi bu zorluğun üstesinden gelmeyi başarıyor. Bilim insanları Juno’nun Dünya’ya gönderdiği bilgileri kullanarak dev gezegenin atmosferinin üç boyutlu bir haritasını çıkarmayı planlıyor. 

Jüpiter ile ilgili en çok merak edilen şeylerden biri gezegenin nasıl oluştuğu. Bu konuda bugüne kadar ortaya atılmış iki hipotez var. Kimilerine göre önce kuyrukluyıldız, asteroit, donmuş madde ve uzaydaki diğer maddeler kütleçekimi etkisiyle kümeleşerek bir çekirdek oluşturdu. Etraftaki maddeler zamanla bu çekirdeğin üzerinde biriktikçe çekirdeğin kütleçekimi giderek arttı. Öyle ki bir süre sonra çekirdek hidrojen, helyum gibi uçucu gazları bile yakalayarak kendine bağlamaya başladı. Bu süreç Jüpiter’in oluşmasıyla sonuçlandı. Kimilerine göreyse Jüpiter’in oluşum sürecinin başlangıcında bir çekirdek yoktu. Bu hipoteze göre başlangıçta Güneş’in etrafında dönen geniş bir gaz ve toz bulutu vardı. Bu bulut soğudukça ve yoğunlaştıkça gaz ve toz parçacıkları belirli bölgelerde yoğunlaşmaya başladı. Jüpiter bu yoğun gaz ve toz bulutlarının zamanla büyüyerek kümeleşmesiyle ortaya çıktı. 

Kaynaklar:

İlgili İçerikler

Gökbilim ve Uzay

Prof. Dr. Berahitdin Albayrak hocamız geçen yıl 13 Aralık’ta gerçekleşen tren kazası sonucu aramızdan ayrılalı tam bir yıl oldu. Kim olursa olsun bir insanın hayatını kaybetmesi, sevenleri ve ailesi için büyük bir üzüntü kaynağıdır. Ancak bir bilim insanının hayatını kaybetmesi, o kişinin ilgilendiği bilim dalına yapacağı katkılar göz önünde bulundurulduğunda, bilim dünyası için de büyük bir kayıptır.

Gökbilim ve Uzay

Ay’a giden astronotların Ay’a ulaşması yaklaşık üç gün sürmüştü. İnsanların uzaydaki bir sonraki hedefi Mars. Mars’ın ötesindeki gökcisimlerine örneğin Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlere ya da Güneş Sistemi’nin dışındaki yıldızlara ulaşmak ise çok daha uzun sürecek.

Gökbilim ve Uzay

Hulk çizgi romanında bilim insanı Dr. Bruce Banner laboratuvarda deneyler yaparken bir kaza geçirir ve gama ışınlarına maruz kalan DNA’ları mutasyona uğrar. Bu yüzden Dr. Banner artık her sinirlendiğinde Hulk adı verilen yeşil bir deve dönüşür.

Gökbilim ve Uzay

Türkiye'nin ilk uzay radyasyonu test altyapısı olma özelliği taşıyan ODTÜ Saçılmalı Demet Hattı’nın açılışı yapıldı. Test merkezi Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezinde kuruldu.

Gökbilim ve Uzay

Yılın son ayında gökyüzünde çıplak gözle gözleyebileceğiniz beş gezegeni de görme fırsatı bulabilirsiniz. Mars ve Merkür aralık ayında Güneş’in doğuşundan önce gökyüzünde. Ayın ilk yarısında Merkür ve Mars'ı Başak Takımyıldızı’nın en parlak yıldızı Spika ile birlikte doğu-güneydoğu ufkunun üzerinde görebilirsiniz.

Gökbilim ve Uzay

Mars ile Jüpiter’in yörüngeleri arasındaki bölgede yer alan Asteroit Kuşağı’ndaki Hygiea’ın bu dört kriterden ilk üçünü sağladığı biliniyordu. Ancak geçmişte gökcisminin şeklinin tam olarak nasıl olduğu hakkında bir fikir edinilememişti.

Gökbilim ve Uzay

Yakın zamanlarda Avrupa Güney Gözlemevi’nde (ESO) kurulu Çok Büyük Teleskop’ta (VLT) bulunan X-shooter tayfçekeri yardımıyla elde edilen tayfları analiz eden araştırmacılar, yeni oluşmuş ağır bir elementi ilk kez gözlemsel olarak tespit etti.

Gökbilim ve Uzay

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Nükleer Radyasyon Dedektörleri Uygulama ve Araştırma Merkezinde (NÜRDAM) Türk bilim insanları tarafından geliştirilen ve üretilen yerli nükleer radyasyon dedektörleri radyasyon ölçümlerin hassas ve güvenli bir şekilde yapılmasına imkân sağlayabilecek.

Gökbilim ve Uzay

Günümüzde gezegenleri, yıldızları, gökadaları, bulutsuları ve diğer gökcisimlerini gözlemlemek için gelişmiş gözlemevleri yani rasathaneler kullanılıyor. Bu rasathanelerin bazıları yeryüzünde kuruluyken bazıları uzayda görev yapıyor. 

Gökbilim ve Uzay

Satürn hiç de fotoğrafta görüldüğü gibi sakin bir yer değil. Güneş Sistemi’nin bilinen en fazla uyduya sahip gezegeni olan Satürn’ün atmosferinde devasa fırtınalar gerçekleşiyor.