Skip to content Skip to navigation

Madagaskar’da Yeni Çekirge Türleri Keşfeden Prof. Dr. Mustafa Ünal ile Söyleşi

Ayşenur Okatan
04/12/2019 - 15:27

Poecilimon egrigozi - Prof. Dr. Mustafa Ünal

2017’de Madagaskar’da keşfettiği yeni çekirge türleri ile tanınan, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Zooloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Ünal ile araştırmaları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Küçük yaşlardan itibaren doğaya olan hayranlığından dolayı kendisini “doğasever” olarak tanımlayan Prof. Dr. Mustafa Ünal, Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını da Gazi Üniversitesinde tamamladı.

Afyon’daki Eber Gölü - Prof. Dr. Mustafa Ünal

TÜBİTAK Bilim Genç: Merhabalar Hocam. Sizi 2017’de Madagaskar’da keşfettiğiniz yedi yeni çekirge türü ve bir yeni çekirge cinsi ile tanıyoruz. Bize çalışma alanlarınızdan bahseder misiniz?

Prof. Dr. Mustafa Ünal: Insecta sınıfına dâhil olan böcekler grubunun bilinen bir milyondan fazla türü var. Bu nedenle böcekler sayısal olarak dünyaya hâkim olan canlı grubu olarak nitelendirilebilir. Yani kısaca şu anda böcek devrinde yaşıyoruz diyebiliriz. Ben de bu inanılmaz çeşitliliğin bir parçası olan ve içinde çekirgelerin yer aldığı Insecta sınıfı Orthoptera takımının taksonomi ve sistematik konularında uzmanlaştım. Çalışmalarımız Orthoptera türlerinin tespit edilmesini, isimlendirilmesini, sınıflandırılmasını, akrabalık ilişkilerinin ortaya çıkarılmasını, morfolojik yapılarının, coğrafi dağılımlarının, davranışlarının ve moleküler düzeyde özelliklerinin incelenmesini kapsıyor.

Bolua turkiyae - Prof. Dr. Mustafa Ünal

Bizim en önemli laboratuvarımız doğanın kendisi. Bu nedenle çalışmalarımızın büyük kısmını türlerin doğal olarak yaşadığı yerlerde yani kendi habitatlarında örnek toplayarak, gözlem yaparak ve gerekli diğer bilgileri toplayarak gerçekleştiriyoruz.

Denizli’deki Gölgeli Dağlar’da arazi çalışmaları gerçekleştiren doğabilimciler - Prof. Dr. Mustafa Ünal

Coğrafi konumu ve topografik özelliklerinden dolayı Türkiye’de yaşayan canlı türü sayısı hayli yüksek. Biz de Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliğinin sağladığı avantaj ile arazi, laboratuvar ve müze çalışmalarına devam ediyoruz.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Peki, taksonomi çalışmaları nasıl yürütülüyor?

Prof. Dr. Mustafa Ünal: Dünya üzerinde henüz keşfedilmemiş çok sayıda tür var. Bu nedenle arazi çalışmaları sırasında bilinmeyen türlerle karşılaşabiliyoruz. Aynı zamanda büyük koleksiyonlardaki teşhis edilmemiş örneklerin incelenmesi sırasında da yeni türlerle karşılaşılabiliyor. Yeni keşfedilen türleri bilim dünyasına tanıtırken bilimsel isimlerini de belirliyoruz. Taksonominin temel konuları arasında bizim en fazla zaman harcadıklarımızdan biri bugüne kadar tanımlanmış binlerce türün isimlendirilmesiyle ilgili karşılaştığımız taksonomik problemlerin çözülmesi.

Bolivaria brachyptera - Prof. Dr. Mustafa Ünal

Bu zamana kadar Türkiye’deki çalışmalarımız sırasında keşfettiğimiz çok sayıda yeni türü bilim dünyasına tanıttık. Bir İngiliz meslektaşım ile Madagaskar’da yaptığımız ortak çalışmada yedi yeni çekirge türü ve bir yeni çekirge cinsi keşfettik. Yeni keşfettiğimiz türlerle ilgili elde ettiğimiz ilginç sonuçlar bilimsel bir dergide yayımlandı. Yaptığımız çalışma dünyada da ses getirdi ve National Geographic, New York Times, BBC gibi birçok basın organında yer aldı.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Böcek türlerinin doğada ekolojik dengenin korunmasında önemli rolleri var. Peki, çekirgelerin ekolojik önemi nedir?

Prof. Dr. Mustafa Ünal: Çekirgeler besin zincirinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle birçok canlının temel besin kaynağıdır. Ayrıca çekirgeler bazı böcekleri tüketerek bu böceklerin sayılarının kontrol altında tutmasında önemli rol oynar. Diğer yandan çekirgelerin bazı türleri sürüler hâlinde tarım alanlarına büyük zararlar verir. Özellikle geçtiğimiz iki asır boyunca sebep oldukları kıtlığa bağlı olarak kitlesel ölümlere yol açtılar. Bu nedenle sayıları kontrol altında tutulmaya çalışılan birçok çekirge türü ekonomik ve yaşamsal açıdan büyük öneme sahiptir.

Isophya major - Prof. Dr. Mustafa Ünal

Dünya üzerinde bilim insanları tarafından tanımlanmış çekirge türü sayısı 28.436. Türkiye’de ise 736 çekirge türü olduğu biliniyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: Yaptığınız çalışmalarla Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde bir Entomoloji Müzesi kurdunuz. Bize bu müzeden bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Mustafa Ünal: Çalışmalarımızın en önemli aşamalarından biri de arazi çalışmaları sırasında doğadan toplanan örneklerin teşhis edilmesi ve oluşan koleksiyonun sonraki çalışmalar için bilimsel müze ortamında muhafaza edilmesidir.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde, uzun yıllardır yurt içi ve yurt dışında yaptığımız çalışmalarda elde ettiğimiz çok sayıda türe ait on binlerce örnekten oluşan bir Entomoloji Müzesi kurduk. Bu örnekler arasında dünya genelinde başka koleksiyonlarda bulunmayan onlarca türün ilk ve tek örnekleri bulunuyor. Bu, müzemizin bilimsel değerini artıran önemli bir özellik. Yabancı ülkelerde bu tür koleksiyonlar çoğunlukla bütçe ve kurumsal anlamda güçlü doğa tarihi müzelerinde korunuyor. Ülkemizde ise daha çok bireysel çabalarla oluşturulan küçük ama önemli koleksiyonlar üniversitelerde bulunuyor.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Entomoloji Müzesi’nde yer alan koleksiyonlardan örnekler

Sahip olduğumuz zengin faunayı herkesin ulaşabileceği bir Doğa Tarihi Müzesi kurup kurumsal garanti altına alarak hem toplumda doğa bilinci oluşturabilir hem de sahip olduğumuz bu zenginliği koruyarak gelecek nesillere bırakabiliriz.

 

Kaynak:

İlgili İçerikler

Biyoloji

Papağanlar ve kargalar, vücutlarının büyüklüklerine nazaran görece büyük beyinlere sahiptir ve sosyal zekâya sahip olmalarıyla bilinir. Geçmişte yapılan bilimsel çalışmalar kargaların birbirleriyle yardımlaşmadığını göstermişti. Yakın zamanda yapılan araştırmada ise bu kez papağanların birbirleriyle yardımlaşıp yardımlaşmadığı incelenmiş.

Biyoloji

Göz renginiz annenizden, saç şekliniz ise babanızdan... Peki ama bu özellikler nesilden nesile nasıl aktarılıyor?

Biyoloji

Günümüzde birçok canlı şehirleşme, tarım, endüstri gibi nedenlerle yaşam alanlarını kaybediyor. Bu canlılardan biri de Toros kurbağaları (Rana holtzi).

Biyoloji

Mitokondrilerin hücrelerin enerji santralleri olduğu biliniyordu. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, mitokondrilerin daha önceleri bilinmeyen yeni bir işlevini ortaya çıkardı. Dr. Zheng Wu ve arkadaşlarının Nature Metabolism’de yayımladıkları sonuçlara göre, mitokondriler DNA’ya zarar veren etkenleri algılayarak çekirdekteki DNA’nın daha iyi korunmasını sağlıyor.

Biyoloji

Uluslararası bir araştırma grubu sıradan nesnelerin içinde bilgi depolamak için bir yöntem geliştirdi. Dr. Julian Koch ve arkadaşları tarafından yapılan araştırma Nature Biotechnology’de yayımlandı.

Biyoloji

“Birincil düzenleme” adı verilen yeni yöntem DNA sarmalındaki iplikçiklerin ikisinin birden kesilmesini gerektirmiyor. Üstelik bu yöntem temel düzenleme gibi sadece belirli türdeki nokta mutasyonları değil herhangi bir türdeki nokta mutasyonu düzeltmek için kullanılabiliyor.

Biyoloji

DNA yani deoksiribonükleik asit bütün canlı organizmaların hücrelerinde bulunan ve canlının tüm genetik özelliklerini taşıyan moleküldür. DNA ikili sarmal yapıdadır. Yani DNA’nın yapısında birbirine dolanmış şekilde iki zincir bulunur.

Biyoloji

Yıldız Teknik Üniversitesi IEEE Öğrenci Kulübü tarafından düzenlenen 7. BioForm etkinliği, 27-29 Kasım tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştiriliyor.

Biyoloji

Kartallar, şahinler, doğanlar, deliceler, kerkenezler, atmacalar ve çaylaklar  Türkiye’de de sayılı türleri olan gündüz yırtıcılarıdır. Bu kuşlar yüksek strateji geliştirme yetenekleri, manevra kabiliyetleri, hızlı uçmaları ve avlarını çok uzak mesafelerden bile görebilmeleri ile her zaman insanların ilgi odağı olmuştur. Ancak ak çaylaklar bu yırtıcılar arasında en az bilinenidir. 

Biyoloji

Biyofloresan canlının ışığı soğurması ve farklı renkte tekrar yaymasıdır. Bu olay denizlerde ve karalarda yaşayan bazı canlı türlerinde görülen biyolüminesans olayından farklıdır. Biyofloresan, canlıların derilerinde veya dokularında bulunan ve ışığı soğuran proteinler sayesinde gerçekleşir.