Skip to content Skip to navigation

Öfke Yola Çıktı. Nereye Gitmeli, Nereye Gitmemeli?

Prof. Dr. Şahin Kesici, Prof. Dr. Mustafa Baloğlu, Prof. Dr. Mehmet Ak
24/06/2019 - 17:05

Mutluluk, öfke, korku, üzüntü… Bu temel duyguların hepsi tüm insanlarda bulunur. Ancak yoğunlukları bireyden bireye değişir. Normal kabul edilen sınırlarda yaşanıldığında bu duygular bireyin sağlıklı bir hayat sürmesine yardımcı olur. Ancak bu duyguların aşırı uçlarda yaşanması veya bastırılması bireyde psikolojik problemlere yol açabilir.

Örneğin insandaki temel duygulardan olan öfke yaşam kalitemizi olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Duygunun yoğunluğunun yanı sıra duygunun ifade ediliş biçimi onu olumlu veya olumsuz olarak nitelememize yardımcı olur. Öfkemizi kontrol altına almadan aşırıya kaçarak ifade edersek hem kendimize hem de çevremize zarar verebiliriz. Yaşam kalitemiz de bu durumdan olumsuz yönde etkilenir. Öfkemizi kontrol altına alarak ifade edersek, öfke, kendimizi güvenli bir şekilde ifade etmemizi ve haklarımızı korumamızı, dolayısıyla diğer insanlarla ilişkilerimize sınır koymamızı sağlayarak yaşam kalitemizin yükselmesine katkıda bulunur.

Bu yazıda öfkenin nasıl oluştuğunu, kontrol altına alınmadığı zamanlarda öfkenin nelere yol açabileceğini ve öfke duygusunun kontrol altına alınmasında affediciliğin önemini bir hikâye üzerinden anlatmaya çalışacağız.

Ahmet, kasabada yaşayan bir ailenin iki çocuğundan biriydi. Annesi çok sakin, sabırlı, hoşgörülü ve anlayışlı bir kadındı. Çocuklarını dinler, onlara şefkatli davranır ve sevgisini gösterir, ihtiyaçlarını aşırıya kaçmadan ve dengeli bir şekilde giderirdi. Çocuklarına kurallar koyar ve kuralları yeri ve zamanı geldiğinde tatlı-sert bir şekilde uygulardı. Kuralları uygularken tutarlı davranır, öfkelendiği zaman öfkesini güvenli bir şekilde ifade ederdi. Yani babaları gibi bağırmaz, eşyalara ya da ailenin diğer üyelerine zarar vermezdi. Annesi bu gibi durumlarda eşini uyarırdı.

Ahmet içine kapanık, sessiz bir çocuktu. Zaman zaman öfke patlamaları yaşıyordu. Ahmet’in durumuna çok üzülen annesi çocuğunun zarar görmesinden endişe ettiği için eşi ile bu konuyu konuşmuştu. Ancak babası bu sorunu dikkate almamıştı. Sonunda bir akşam çocuklarını yatırdıktan sonra eşiyle konuşmaya başladı:

“Oğlumuz Ahmet için çok endişeleniyorum. Kendisine zarar vermesinden korkuyorum. Sana Ahmet’i bir uzmana götürmeyi önerdiğimde dikkate almadığın için ben inisiyatif alıp çocuğumuzu bir uzmana götürdüm. Uzman bana öfkenin nasıl oluştuğu ve geliştiği hakkında bazı bilgiler verdi. Uzman öfke duygusunun kontrol edilememesinin genetik temeli olduğunu, ayrıca çevredeki kişilerin model oluşturabileceğini söyledi.

Oğlumuz bu konuda sana ve dedesine çok benzer şekilde davranıyor. Yani uzmanın söylediği gibi çocuğumuzda genetik etki olduğu anlaşılıyor. Ancak bizim de etkimiz olabilir. Çünkü bazen farkına varmadan öfkemizi kontrol altına alamıyor ve ona bağırıyoruz. Bu durum Ahmet’in bu davranışı modelleme yoluyla öğrenmesine sebep olabilir.

Uzman öfkelendiğimizde mola vererek, ortam değiştirerek, kendi kendimize telkinler vererek ve nefes egzersizleri yaparak öfke ile sağlıklı bir şekilde başa çıkabileceğimizi söyledi.

Aşırı öfkelendiğimizde evde sabit bir yer tespit edelim ve burada öfkemizin geçmesini bekleyelim. Daha sonra çocuğumuza: ‘Şu an çok öfkeliyim. Beş veya on dakika tartışmaya ara verelim’ diyelim. Kendi kendi kendimizi ‘Sakin ol!’, ‘Rahatla!’ gibi sözlerle telkin edelim.

Ayrıca öfkelendiğimizde nasıl nefes almamız gerektiğini uzmandan öğrenelim ve alıştırmalar yapalım. Çocuklarımızla birlikte uygulayalım. Yani çocuğumuza doğru model olalım.

Ahmet sürekli kendi kendine konuşuyor, mırıldanıyor ve mızmızlanıyor. Yani pasif öfke gösteriyor. Uzman, bu davranışların Ahmet’in başkaları ile kıyaslanması ve kendisine adaletsizlik yapıldığına inanması sonucunda ortaya çıkabileceğini söylüyor.

Düşündüm de Ahmet ona daha az harçlık verdiğimiz, onu daha az dışarı gönderdiğimiz ve bilgisayarla oynamasına kardeşine oranla daha az izin verdiğimiz gibi somut örnekler üzerinden kendisine adaletsizlik yapıldığını söylüyor. Maalesef bunları yapabiliyoruz.

Aramızdaki tutarsızlıklar da çocuklarımıza yansıyabiliyor. Örneğin ben ona daha önce birlikte aldığımız karara dayanarak bir saatliğine dışarı çıkabileceğini söyledikten sonra senin farklı bir süre söylemen Ahmet’i öfkelendirebiliyor.

Ayrıca uzman, çocuğumuza yaptığımız suçlamaların ve aşırı eleştirilerin öfkeye yol açabileceğini söyledi. Çocuğun ihtiyaçlarını dengeli ve düzenli bir şekilde karşılamamak da öfkeye yol açabilirmiş.

Şöyle bir önerim var: Ahmet dayısı Ali’yi çok sever. Dayısı da aklı başında birisi. Hem onu sakin bir biçimde uyarır hem de öfkenin insan yaşamını nasıl etkilediğiyle ilgili farkındalık oluşturabilir. Ali’den Ahmet’i kısa bir tatile götürmesini rica edelim. Bu süreçte biz de ona nasıl davranacağımızı tespit eder ve geldiğinde geçmişi unutup şimdiye odaklanarak oğlumuzla hayatımıza yeniden başlarız.”

Yeğen ile dayı yolculuğa çıktı.

“Aliciğim, haydi yola çıkalım. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırdım. Arabanın yağını, suyunu, lastik basınçlarını kontrol ettirdim ve yakıt aldım. Arabanın ihtiyaçlarını gidermezsen ve gerekli bakımı yapmazsan yolda kalabilirsin. Arabanın bir de şoförü vardır. Şoför arabayı nasıl kontrol edeceğini (örneğin yolun neresinde hızlanması, nerede yavaşlaması, nerede mola vermesi ve ne zaman yakıt alması gerektiğini) bilir. Ama şoför her zaman doğru kararlar alamayabilir.

Yol insan ömrüne benzer. Varacağın bir hedef vardır. Araba ise insana benzetilebilir. Şoför ise insanın sağlıklı ve sağduyulu tarafını temsil eder.

Birlikte plan yaparız diye düşündüm. Nereleri görmek ve neler yemek istersin? Örneğin annen-baban ne yapsalar hoşuna giderdi?”

“Dayıcığım, ne yaparlarsa yapsınlar hoşuma gitmez. Özellikle babamın bana olan tavır ve tutumlarından hoşlanmıyorum. Onu görmek istemiyorum ve ona kızıyorum.”

“Aliciğim, bak! Yolun kenarında ‘Yavaşla’ işareti var.

Duyguların çok yoğun, bu nedenle önce sakinleşmelisin. Anladığım kadarıyla babana öfkelisin. Bak, şu kocaman dağ Erciyes Dağı. Bu dağ volkanik bir dağ. Eski zamanlarda bu dağ patlarmış. Görüyor musun? Dağın eteklerinde hiç bitki yaşamıyor.

Öfkeli insan da bu dağ gibidir. İnsan öfkelendiğinde bazı davranışlarını kontrol etmezse hem kendine hem de çevresine zarar verebilir.

Düdüklü tencerede yemek pişirilirken tencerenin içindeki ısı çok yükseldiğinde, kapağındaki emniyet sistemi içerideki yüksek basınçtaki havanın delikten dışarı çıkmasını sağlar. Aynı düdüklü tencere gibi öfkelendiğimiz zamanlarda, öfkemizi biriktirmeden sağlıklı şekilde ifade edersek öfke patlamaları yaşamayız.

Uzun yol katettik ve yorulduk. Biraz mola verelim mi?

Hava çok güzel, havayı içine çekmeyi dene. Diyaframdan nefes alıp nefesimi 4-5 saniye tutuyorum daha sonra yavaş yavaş nefes veriyorum. Çok kolay, sen de yapabilirsin.

Mola verdik, temiz hava aldık ve ortam değiştirdik. Bunları yapmak sende ne gibi değişiklikler meydana getirdi? Biraz düşün istersen.

Yola devam edelim.

Bak, yol kenarında ‘U dönüşü yapılabilir’ işareti var. Yanlış bir davranış sergilediğinde kendine ve çevrene zarar vermek istemiyorsan geç olmadan işaret levhasındaki gibi ‘U dönüşü yapılabilir’ ve öfkenin nefret ve kine dönüşmesine engel olabilirsin.

‘U dönüşü yapmak’ babanı ya da seni üzen veya öfkelendiren insanları affedebilmektir. Affederek, mutlu olmanın kendi elinde olduğunu fark edebilirsin.

Bildiklerimi sana daha iyi açıklayabilmek ve hatırlamanı sağlamak için trafik işaretlerini kullanarak anlatmaya çalıştım.”

Duygularımız hayatımız boyunca bizim için kılavuzdur. Her zaman mutlu olamayız, zaman zaman kaygı, üzüntü ya da öfke hissedebiliriz. Önemli olan duygularımızı doğru şekilde analiz etmektir.

 
Yazarlar Hakkında:
Prof. Dr. Mehmet Ak
Necmettin Erbakan Üniversitesi Psikiyatri Bölümü
 
Prof. Dr. Şahin Kesici
Necmettin Erbakan Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü
 
Prof. Dr. Mustafa Baloğlu
Hacettepe Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü

İlgili İçerikler

Sosyal Bilimler

 Bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu avantajlardan en etkili şekilde yararlanabilmek ve bu teknolojileri kullanırken karşı karşıya kalınabilecek riskleri azaltmak için dijital medya okuryazarlığı becerisine sahip olmak gerekiyor.

Sosyal Bilimler

Eylül ayında okula dönüş heyecanını fotoğraflarınıza yansıtmanızı istiyoruz. Fotoğrafınızı Bilim Genç’te paylaşırken açıklama bölümüne #OkulaDönüş etiketini eklemeyi unutmayın.

Sosyal Bilimler

Geçmişte insanlar ticaret, keşif ya da dinî sebeplerle (örneğin hac) uzun yolculuklar yapıyordu. İnsanların seyahat etme istekleri sonucu güvenilir haritaların geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıktı. 

Sosyal Bilimler

24 Temmuz - 9 Ağustos 2020 tarihlerinde Japonya’da düzenlenecek 2020 Tokyo  Yaz Olimpiyat Oyunları’nın madalyaları geri dönüşümlü elektrikli aletl

Sosyal Bilimler

Bilim Genç Fotoğraflar köşesinde temmuz ayında seyahat anılarınızı fotoğraflarınıza yansıtmanızı istemiştik. Bu süreçte #Seyahat etiketiyle Bilim Genç’te paylaştığınız fotoğraflar Bilim Genç ekibi tarafından değerlendirildi. Seçilen fotoğraflar aynı zamanda Instagram’da, Twitter’da ve Facebook’ta Bilim Genç okurları tarafından oylandı.

Sosyal Bilimler

6 Ağustos 1945’te Japonya’nın Hiroşima şehrine atom bombası atıldığında Sadako Sasaki 2 yaşındaydı. 11 yaşında halk arasında “atom bombası hastalığı” denilen kan kanseri teşhisi kondu. Sadako yaşama dileğinin gerçekleşmesi için kâğıttan turnalar yapmaya başladı.

Sosyal Bilimler

TÜBİTAK Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri ve 2019 Yılı Fuat Sezgin Bilim Tarihi Ödülü sahiplerini buldu. TÜBİTAK tarafından bu yıl 4 Bilim Ödülü, 11 Teşvik Ödülü ile Prof. Dr. Fuat Sezgin Bilim Tarihi Ödülü verildi.

Sosyal Bilimler

Bilim Genç olarak ağustos ayında objektiflerinizi çevrenizdeki tarihî mekânlara odaklamanızı istiyoruz. Fotoğrafınızı Bilim Genç’te paylaşırken açıklama bölümüne #TarihiMekanlar etiketini eklemeyi unutmayın. 

Sosyal Bilimler

936 ile 1013 yılları arasında Endülüs’te yaşayan Ebü’l Kasım Halef bin Abbas Zehrâvî isimli müslüman bilgin, Et-Tasrif isimli tıp ansiklopedisinin cerrahiye ayırdığı bölümlerde 200’den fazla cerrahi aleti resimli olarak açıklamıştı.

Sosyal Bilimler

Vücudumuzu zinde tutmanın en iyi yollarından biri spor yapmak. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” atasözü, spor yapmanın kültürümüzde ne kadar önemli bir yeri olduğunun kanıtı. Peki, bizden yüzyıllarca önce yaşayanlar hangi sporları, niçin yapıyordu?