Skip to content Skip to navigation

Prof. Dr. Şana Sungur ile Söyleşi

Mehmet Koçak
16/10/2014 - 14:41

 

Plastik ambalajlardan gıdalara geçen ve insan sağlığını olumsuz bir şekilde etkileyen endokrin bozucu kimyasallar ile ilgili özellikle yabancı ülkelerde birçok araştırma yapılıyor. Ülkemizde bu kimyasallarla ilgili yeterli bir çalışmanın olmaması nedeniyle konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar yapan Prof. Dr. Şana Sungur ile endokrin bozucu kimyasallar üzerine bir söyleşi yaptık.

TÜBİTAK Bilim Genç: Kendinizi tanıtır mısınız?

Prof. Dr. Şana Sungur: 1972 yılında Ankara’da doğdum. 1993’te İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede, 1995 yılında yüksek lisansımı, 1999 yılında da doktoramı tamamladım. 2001’de Yrd. Doç. Dr., 2006’da Doç., 2012’de de Prof. olarak Mustafa Kemal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nde öğretim üyeliğine atandım. Halen bu bölümde çalışıyorum ve 2012 yılından beri Kimya Bölüm Başkanlığı görevini yürütüyorum. Evliyim ve bir çocuk annesiyim.

TÜBİTAK Bilim Genç: Hangi konularda araştırma yapıyorsunuz?

Prof. Dr. Şana Sungur: Endokrin bozucu kimyasalların (ftalatlar, bisfenol A, poliflorkarbonlu bileşikler vb.) ambalajlardan gıdalara geçen miktarlarının belirlenmesi, insanların tükettikleri gıdalarla bu endokrin bozuculara ne oranda maruz kaldıklarının saptanması ve insanların kan ve idrar örneklerinde saptanan endokrin bozucuların miktarları ile obezite arasındaki ilişkinin incelenmesi konusunda araştırma yapıyorum.

TÜBİTAK Bilim Genç: Endokrin bozucu kimyasalların ne olduğundan bahseder misiniz?

Prof. Dr. Şana Sungur: Hormonları taklit ederek endokrin sistemin düzenli çalışmasını engelleyen, organizmayı olumsuz olarak etkileyen ve gelecek nesiller için de sağlık sorunlarına neden olan madde veya madde karışımları endokrin bozucular olarak adlandırılıyor. Bu maddeler, hormonların üretimi, salımı, bağlanması, taşınması, aktivitesi, yıkımı ve vücuttan atılması üzerine etki eder. Doğal olarak bulunabildikleri gibi, değişik sentetik ve endüstriyel ürünlerin içerisinde de yer alırlar. Avrupa Birliği tarafından 680 kimyasal madde endokrin bozucu olarak tanımlanmıştır. Bu maddelerin başlıcaları dioksinler, furanlar, poliklorlu bifeniller, biosidler, ftalatlar, alkilfenoller, poliflorkarbonlu bileşikler ve bisfenol A şeklinde sınıflandırılabilir.

TÜBİTAK Bilim Genç: Peki, başka ülkelerde bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar var mı?

Prof. Dr. Şana Sungur: Son yıllarda, tüm ülkelerde, genç insanlarda dahi, obezitenin, kanserin, tiroid hastalığının ve sinir hastalıklarının artış göstermesi araştırmacıları bu hastalıkların kaynaklarını araştırmaya itmiştir.

TÜBİTAK Bilim Genç: Sizi bu konularda araştırma yapmaya yönelten sebepler neler?

Prof. Dr. Şana Sungur: Birçok yabancı ülkede, plastik ambalajlardan gıdalara geçen, sağlık açısından son derece zararlı, endokrin bozucu kimyasalların miktarlarını ve yine bu kimyasallara maruz kalan hayvan ve insanların kan ve idrarlarındaki miktarlarını belirlemek amacıyla giderek artan araştırmalar yapılırken ülkemizde henüz tatmin edici bir çalışma yapılmamıştı. Bu durum bende endokrin bozucu kimyasalları inceleme isteği uyandırdı.

TÜBİTAK Bilim Genç: Ftalatlar, plastiklerden başka yerlerde de kullanılıyor mu?

Prof. Dr. Şana Sungur: Endokrin bozucu kimyasallardan birisi olan ftalat, plastik imalatında kullanılan ve plastiğin yumuşayarak esneklik kazanmasını sağlayan bir kimyasal. Sadece plastiklerde yumuşatıcı olarak değil, kozmetiklerde, kişisel bakım ürünlerinde, parfümlerde, çocuk oyuncaklarında, tıbbi cihazlarda, gıda ambalajlarında, inşaat malzemelerinde ve boyalarda da katkı maddesi veya çözücü olarak kullanılıyor. Ftalatlar vücuda yiyecek ve içecekler aracılığıyla alındığı gibi deri ya da kirli havanın teneffüs edilmesi yoluyla da alınabiliyor

TÜBİTAK Bilim Genç: Diğer endokrin bozucu kimyasallar hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Prof. Dr. Şana Sungur: Bu kimyasallardan bisfenol A’nın %70’i polikarbonat plastik yapımında, %25’i ise epoksi reçine yapımında kullanılıyor. Polikarbonat plastikler; su şişesi, biberon, saklama kapları, şişe kapakları, CD-DVD, gözlük camları, elektronik aletler, otomotiv parçaları, kurşun geçirmez camlar, toz boya, PVC pencereler ve iş güvenliği kaskları gibi alanlarda kullanılıyor. Epoksi reçineler ise sebze, meyve, dondurulmuş besinler, konserve ürünler, alkollü ve alkolsüz içecekler, süt tozu ve turşu gibi yiyecek ve içeceklerin ambalajlarının iç yüzeylerinin kaplamasında, şarap ve su gibi sıvıların depo kaplarında ve gıda taşıma kaplarının yapımında kullanılıyor. Yine endokrin bozucular sınıfında yer alan poliflorkarbonlu bileşikler ise kaplama materyallerinde, deri ve döşeme malzemelerinde, halılarda, su ve yağa karşı dirençli olmaları sebebiyle yiyeceklerin ambalajlarında, yangın söndürme köpüklerinde, boyalarda, böcek ilaçlarında, tutkal, mum, cila gibi pek çok endüstriyel üründe, yüzey aktif madde, emülsiyonlaştırıcı, nemlendirici, koruyucu ve kaplama malzemesi olarak kullanılıyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: Yaptığınız araştırmaların uygulama alanları neler?

Prof. Dr. Şana Sungur: İncelemekte olduğum endokrin bozucu kimyasalların kullanım alanlarından da görüleceği gibi araştırmalarımın başlıca uygulama alanları sağlık ve gıda sektörleri.

TÜBİTAK Bilim Genç: TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görüldünüz. Bu konudan bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Şana Sungur: “Plastik Ambalajlardan Sıvı Gıdalara Geçen Ftalatların Belirlenmesi, Obezite ve Derecesi ile İlişkisinin İncelenmesi” başlığıyla ARDEB Başarı Öyküleri kitabında ve TÜBİTAK Bülteni’nin 2013 Haziran sayısında da yayımlanan projemiz dolayısıyla TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazandık. Ülkemizde bilimi destekleyen en önemli kurumlar arasında yer alan TÜBİTAK tarafından böyle önemli bir ödüle layık görülmek hayli gurur verici.

İlgili İçerikler

Kimya

Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesinde çalışan Dr. Hnin Yin Yin Nyein ve arkadaşları, teri analiz eden bir sensör geliştirdi. Sensörün tasarımı ve üretimi Science Advances’ta yayımlanan makalede detaylı bir biçimde açıklandı.

Kimya

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü ve Northwestern Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacı elektrik üretmek için yeni bir yöntem geliştirdi. İnce pas (demir oksit) katmanları üzerinde akan tuzlu suyun kinetik enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürüldüğü yöntemle ilgili makale Proceedings of the National Academy of Sciences (USA)’da yayımlandı.

Kimya

Deneyler köşesinin bu etkinliğinde kolaylıkla bulabileceğiniz malzemelerle hidrofobik kaplama yaparken akıllı yüzeylerin doğadaki örneklerini ve kullanım alanlarını öğreniyoruz.

Kimya

ABD’deki Rutgers Üniversitesinden ve Oregon Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar, üzerine baskı yapılan kâğıtların geri dönüştürülmeye ihtiyaç olmaksızın tekrar kullanılması için kâğıt üzerindeki baskının çıkarılmasını sağlayan bir yöntem geliştirdi.

Kimya

Plastikler günlük yaşamımızın bir parçası. Kolay şekillendirilebilmeleri, maliyetlerinin düşük olması, ısı ve elektrik yalıtımı sağlamaları gibi özellikleri nedeniyle yaygın olarak kullanıyorlar. Peki, plastiksiz bir dünya mümkün mü? Biyoplastikler, plastiklerin neden olduğu sorunlara çözüm olabilir mi?

Kimya

Deneyler köşesinin bu etkinliğinde çeşitli kimyasal maddeler kullanarak ve elektrik devresi kurarak yazı yazarken kimyanın alt dallarından biri olan elektrokimyayı daha yakından tanıyoruz.

Kimya

Arşimet prensibine göre su ve hava gibi herhangi bir akışkana bırakılan bir katı cisme akışkan tarafından cismin ağırlığının karşı yönünde yani yukarı doğru bir kuvvet uygulanır. Suya bırakılan katı cisimlere uygulanan bu kuvvete suyun kaldırma kuvveti denir. 

Kimya

Bir periyodik tabloda elementler yapısal özelliklerine göre kategorilere ayrılarak sınıflandırılır. Fakat periyodik tablonun nasıl okunacağı yani periyodik tablodan neler öğrenebileceğimiz bazı önemli fizik kurallarına bağlıdır. 

Kimya

Araştırmacılar maddenin yeni bir halini keşfetti. Deneysel ve kuramsal çalışmalar potasyum metalinin yüksek basınç ve sıcaklık altında hem katı hem de sıvılara benzer özelliklere sahip olduğunu gösteriyor. 

Kimya

İnsan vücudu sürekli ısı yayar. Uzak geçmişte bu ısıyı düzenlemenin tek yolu daha kalın ya da daha ince kıyafetler giymekti. Geçtiğimiz yüzyılda kumaşlar üzerine yapılan bilimsel çalışmalarsa bu durumu değiştirdi. Günümüzde uzun mesafe koşucularının vücutlarını serin tutan ya da dağcıların vücutlarını sıcak tutan kumaşlar var.