Skip to content Skip to navigation

Satürn’ün Halkaları: “smaismrmilmepoetaleumibunenugttauiras”

Osman Baran Kaplan
15/04/2019 - 17:01

1610 yılında Galileo Galilei’nin Johannes Kepler'e gönderdiği mesaj tam olarak bu yazının başlığındaki gibiydi: “smaismrmilmepoetaleumibunenugttauiras”. Peki, Galileo bu mesajla ne anlatmak istiyordu?

17. yüzyılın gökbilimcileri, keşiflerini ilk kendilerinin yaptığını belirtmek için Latince anagramlar (bir kelimedeki harflerin yerlerini değiştirerek başka bir kelime elde etme) kullanıyordu. Bulgularını yayımlamadan önce bu şekilde ifade ederek keşifleri üzerinde başkalarının hak iddia etmesinin önüne geçmeye çalışıyorlardı. Galileo’nun mesajı da bir anagram şeklinde düzenlenmişti. Latincede u ve v harflerinin birbirinin yerine kullanılabileceğini düşünürsek Galileo’nun anagramının çözülmüş biçiminin şöyle bir cümleye karşılık geldiğini görürüz: “Altissimum planetam tergeminum observavi”. Bu ifade Türkçeye şu şekilde çevrilebilir: “En uzak gezegenin üçlü bir forma sahip olduğunu gözlemledim”.

Galileo’nun Satürn çizimi. Galileo’nun not defterine çizdiği Satürn kulplu bir topa benziyordu.

Galileo’nun gördüğü üçlü formu yorumlamak yapının kendisini gözlemlemekten daha zordu. Galileo yaptığı gözlemle Satürn’ün iki uydusu olduğunu keşfettiğini ve Satürn ile birlikte bu uyduların üçlü bir yapı oluşturduğunu ileri sürdü.

Galileo birkaç yıl sonra Satürn’ü tekrar gözlemledi, ancak “kulplar” Satürn’ün çevresinden kaybolmuştu. Galileo birkaç yıl sonra Satürn’ü tekrar gözlemlediğinde kayıp “kulpların” tekrar ortaya çıktığını gördü.

Bugün, Galileo’nun Satürn’ün çevresinde gözlemlediği yapıların Satürn’ün halkaları olduğunu biliyoruz. Satürn’ün ekvator düzlemi ile yörünge düzleminin çakıştığı ekinoks dönemlerinde (Satürn, Güneş etrafındaki yörüngesini 30 yılda tamamlar ve 15 yılda bir iki ekinoks gerçekleşir) halkaların Dünya’dan bakıldığında fark edilmesi zorlaşır. Galileo’nun yaptığı gözlemde Satürn’ün çevresindeki “kulpların”  ortadan kaybolmasının nedeni bu durumdu.

Satürn’ün çevresindeki bu gizemli yapılar 1656’da Christiaan Huygens’in Galileo’nunkine oranla çok daha gelişmiş teleskobuyla yaptığı gözlem sayesinde açığa kavuştu. Huygens de keşfini tıpkı Galileo gibi bir anagramla duyurdu: “aaaaaaacccccdeeeeeghiiiiiiillllmmnnnnnnnnnooooppqrrstttttuuuuu”.

Keşfin anagramla duyurulmasından üç yıl sonra Huygens gözlemlerini doğrulayarak anagramının anlamını şöyle açıkladı: “Annulo cingitur tenui, plano, nusquam cohaerente, ad eclipticam inclinato”, yani “O (Satürn) ekliptik düzene sahip, hiçbir yere dokunmayan, ince, yassı halka ile çevrilidir”.

Huygens Satürn’ün çevresinde yalnızca bir tane halka olduğunu ve halkanın katı bir yapıda olduğunu ileri sürüyordu. Oysa ilerleyen yıllarda Giovanni Domenico Cassini’nin gözlemleri bu görüşün doğru olmadığını ispatladı. 1675 yılında Cassini, birbirinden ayrı ve aralarında boşluk bulunan en az iki halkanın olduğunu, bu halkaların yekpare bir yapı olmadığını ve küçük parçacıklardan oluştuğunu ileri sürdü. Bu, çok sonraları doğrulanacak doğru bir tahmindi. Ne var ki Cassini’nin ömrü tahminlerinin doğrulandığını görmeye yetmedi.

Giovanni Domenico Cassini

Cassini’nin ölümünden tam 145 yıl sonra, yani takvimler 1857’yi gösterdiğinde, James C. Maxwell Satürn’ün halkaları üzerine matematiksel çalışmalar yaptı ve halkaların birbirinden bağımsız birtakım parçacıklardan oluşmak zorunda olduğunu matematiksel hesaplamalar yoluyla ispatladı. Cassini’nin ölümünden 292 yıl sonra, yani 2004’te, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Cassini adını verdiği uzay aracı ile Satürn çevresinde gözlemler yapmaya başladı.

NASA - Cassini uzay aracı

Cassini uzay aracının yaptığı gözlemler sonucunda halkaların tek parçadan oluşan katı çemberler olmadığı, kimi kum tanesi kimi bir ev büyüklüğünde olan parçacıklardan oluştuğu anlaşıldı. Böylece Giovanni Domenico Cassini’nin tahmini ve James C. Maxwell’in ispatı doğrulanmış oldu.

NASA/JPL - Satürn’ün halkaları. Yapılan gözlemler Satürn’ün çevresinde yedi halka (gezegenin yüzeyinden dışarı doğru sırasıyla D halkası, C halkası, B halkası, A halkası, F halkası, G halkası ve E halkası) olduğunu gösteriyor.

uğunçinukküokzeriridetueşedm!

 

Yazar Hakkında:
Osman Baran Kaplan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Lisans Öğrencisi

 

İlgili İçerikler

Gökbilim ve Uzay

Güneş benzeri yıldızlar, yakıtlarını tükettiklerinde patlayarak dış kabuklarını atar ve yıldızın etrafı gezegenimsi bulutsu adı verilen toz ve gaz bulutuyla çevrelenir. Geriye ise "beyaz cüce" olarak adlandırılan çekirdekleri kalır.

Gökbilim ve Uzay

İki yüzün üzerinde araştırmacının yer aldığı uluslararası bir araştırma grubu, ilk kez bir karadeliği doğrudan görüntülemeyi başardı. Karadelik, Dünya’ya yaklaşık 55 milyon ışık yılı uzaklıktaki Messier 87 ya da kısaca M87 olarak adlandırılan bir gökadanın merkezinde yer alıyor.

Gökbilim ve Uzay

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından gezegenin iç yapısını incelemek amacıyla Mars’a gönderilen InSight (Interior Exploration using Seismic Investigations, Geodesy and Heat Transport) uzay aracı 26 Kasım 2018’de gezegenin yüzeyine inmişti.

Gökbilim ve Uzay

Uzaya giden astronotlar çok sayıda bakteriyi de beraberlerinde götürürler. Bu bakterilerin büyük çoğunluğu zararsızdır. Ancak zamanla bu durum değişebilir. Uzaydaki koşullar yeryüzündekilerden çok farklıdır. 

Gökbilim ve Uzay

Nisan ayında Mars’ın Boğa Takımyıldızı’ndaki ilgi çekici yolculuğuna tanık olabilirsiniz. Mars ayın ilk günlerinde Ülker Yıldız Kümesi’nin (Yedi Kız Kardeş olarak da bilinir) yakınlarında görülebilir.

Gökbilim ve Uzay

Dünya’nın manyetik alanı, yeryüzünü Güneş’ten gelen zararlı ışınlardan koruyan bir kalkan görevi görür. Eğer bu koruyucu kalkan olmasaydı güneş rüzgârı atmosferi yok eder ve Dünya yaşama elverişsiz bir hale gelirdi.

Gökbilim ve Uzay

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Güneş Sistemi’nin dışındaki gezegenleri (ötegezegen olarak adlandırılır) keşfetmek için tasarladığı Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu (TESS) 18 Nisan 2018’de ABD’deki Cape Canaveral Üssü’nden SpaceX Falcon 9 roketiyle uzaya fırlatıldı.

Gökbilim ve Uzay

Göktaşı çarpmaları, gezegenlerin oluşumunda ve zamanla geçirdiği değişimlerde çok önemli rol oynar. Ancak bir göktaşı çarpması sonucu oluşmuş bir krateri, çarpmanın üzerinden yüz milyonlarca yıl geçtikten sonra inceleyerek çarpmanın hangi koşullar altında meydana geldiğini belirlemek çok zordur.

Gökbilim ve Uzay

Mart ayı Kuzey Yarımküre’ye baharı getiriyor. Çünkü 20 Mart’ta gerçekleşecek ilkbahar ılımı (yani gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarih) Kuzey Yarımküre’de bahar mevsiminin başlangıcı olarak kabul edilir.

Gökbilim ve Uzay

Uzayda görev yapan yer gözlem uydularımızla iletişim kurmak amacıyla gerçekleştirilen Milli Yer İstasyonu Geliştirme Projesi’nin önemli bir aşaması olan, 7,3 metre çapındaki reflektör antenin üretimi geçtiğimiz yıl aralık ayında tamamlandı.