Skip to content Skip to navigation

Şili’nin Gizemli Nazca Çizgileri

Dr. Emine Sonnur Özcan
18/07/2014 - 15:16

Dünya üzerindeki gizemli insan izlerinden biri de Nazca çizgileri. Peru’nun güney kıyılarındaki Nazca Çölü ve And Dağları’nın kıyıya bakan eteklerine kazınmış olan çok sayıdaki yerçizimi (jeoglif), bilim insanlarının zihninde cevaplanmayı bekleyen pek çok soru bırakmış durumda.

Güney Peru ve Kuzey Şili kıyıları dünyanın en kurak bölgelerinden. Nazca kültürü buradaki bir havzada doğmuş. Havzayı And Dağları’ndan on ayrı nehir suluyor. Ancak bu nehirlerin çoğu yılın en az yarısını kuru geçiriyor. Dolayısıyla su bu coğrafya için yaşamsal öneme sahip.

Nazca çizgileri, Güney Amerika’nın İspanyollar tarafından işgal edilmesiyle fark edildi ve gezginlerin aktarımlarıyla asırlarca bir efsane gibi dilden dile dolaştı. Çizgilerin varlığına ilişkin ilk somut kanıt 1939’da ortaya çıktı. Amerikalı arkeolog Paul Kosok, Nazca Çölü üzerinde bir keşif uçuşu yaptı ve yerçizimlerinin fotoğrafını çekti. Bu dönemden itibaren Nazca çizgileri hakkında çeşitli bilimsel araştırmalar yürütülmeye başlandı ve ilk teori 1946 yılında, yaşamını bu çizgilere adamış olan Alman matematikçi Maria Rieche’den (1903-1998) geldi. Ona göre Nazca çizgileri çölün üst tabakasındaki koyu renkli kumun kazınıp alt tabakadaki açık renkli kumun ortaya çıkarılmasıyla oluşturulmuştu. Yerçizimleri Güneş, Ay ve bazı yıldızların konumlarını gösteriyordu. Bu konumlar, Nazca halkının ekim, sulama, hasat gibi tarımsal faaliyetlerinde bir tür gök takvimi olarak kullanılıyordu. Rieche’nin teorisi geometrik çizimlere dayandırılmıştı, fakat hayvan ve bitki çizimleri gibi diğer motiflere ilişkin varsayımları içermiyordu.

Maria Rieche’den 10 yıl sonra, 1950’lerde, Columbia Üniversitesi’nden Amerikalı arkeolog William Duncan Strong ekibiyle birlikte, Nazca çizgilerini üretenlerin yaşadıkları düşünülen Cahuachi şehrini kazmaya başladı. Nazca çizgilerinin 12 km uzağında bulunan Cahuachi’de yapılan kazılarda kerpiçten büyük bir piramit, birkaç büyük tapınak, geniş meydanlar, platformlar ve merdivenler ile koridorları birbirine bağlayan karmaşık bir şehir planı ortaya çıkmıştı.

Arkasından 1983 yılında İtalyan arkeolog Giuseppe Orefici, Cahuachi’de uzun soluklu bir kazı projesine başladı. Orefici kazılarda büyük bir nekropolle (mezarlık) karşılaştı. 24 km2’lik bir alanı kaplayan nekropolde yaklaşık 20-30 bin insan gömülüydü ve bunların bazıları mumyalanmış haldeydi. Nekropoldeki bazı seramik mezar eşyalarının desenleri kısmen Nazca çizgilerini çağrıştırıyordu. Kazılarda bir de cenaze elbisesi olduğu düşünülen giysi ortaya çıkarılmıştı.

Yapılan karbon-14 testleri mezar buluntularını MÖ 5. yüzyılla MS 6. yüzyıl arasındaki 1000 yıllık döneme tarihlendirdi. Örneğin üzerine 500 tane bebek resmi işlenmiş olan cenaze elbisesi 2000 yaşından büyüktü. Bebeklerin bir kısmı müzik aletleri çalıyor, bir kısmı ellerini havaya açmış bir şekilde dans ediyor, diğer bir kısmı ise bunları seyrediyordu. Giuseppe Orefici bu giysideki desenlerden yola çıkarak Nazcalıların bu şehirde dinsel törenler yaptıklarını varsayıyor. Ayrıca kazılarda rastlanan sarmal kuyuların gelişmiş su şebekesinin parçası olduğu görüldü. Orefici, suyun hayati derecede önemli olduğu bu aşırı kurak coğrafyada dinsel törenlerin su ve bereket etrafında biçimlendiğini düşünüyor.

Son yıllarda uzaktan görüntüleme yöntemleriyle yapılan araştırmalar, Nazca’daki yerçizimlerinin sayısının 1500’den fazla olduğunu ortaya koydu. Yaklaşık 3885 km2’lik bir araziyi kaplayan çizimlerin çoğu spiral, yamuk, ok, zikzak gibi anlamı bilinmeyen geometrik figürlerden oluşuyor. Bunun yanında kuş, balık, jaguar, maymun gibi hayvan motifleri; ağaç, çiçek gibi bitki motifleri; insan figürleri ve hayal ürünü olduğu düşünülen birtakım yaratık çizimleri de var. En büyük boyuttaki yerçiziminin çapı 300 metreden fazla ve birkaç kilometre uzunluğunda.

Yerçizimlerinin teknik olarak nasıl yapıldığı hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmiyor. Bilim insanları yuvarlak ve spiral karakterli desenlerin çizimini taklit için bazı düzenekler hazırlayıp deneyler yaptı. Örneğin belli bir merkeze sabitlenen herhangi bir kolona ip takılıp ucuna sivri bir kazık bağlandı. Kazık, toprağı kazıyacak şekilde, kolonun çevresinde tam tur döndürülerek toprağın üzerinde dairesel çizgiler oluşturuldu. Dairelerin boyutu ipin kısalıp uzamasıyla ayarlanıyordu. Fakat bu düzenekler küçük çaplı çizimler için geçerliydi. Yüzlerce metreyi bulan çaptaki daireler ya da dairesel olmayan dev figürlerin çizimleri teknik olarak nasıl yapılmış olabilir? Bu soru, Nazca çizgileri hakkındaki diğer pek çok soru gibi bilim insanlarının araştırmaları sonucu ortaya koyulacak muhtemel cevapları bekliyor.

Öte yandan, Nazca Çölü’ndeki toprağın üst katmanı demir oksitli olduğu için alttaki toprak katmanına göre daha koyu renkli. Dolayısıyla kazındığında alttaki açık renkli toprak ortaya çıkıyor ve çarpıcı bir zıtlık yaratılıyor. Bu sayede, toprağa kazınan desenler kolaylıkla fark ediliyor. Bilim insanlarına göre, Nazca çizgilerinin yaklaşık 2400 yıl boyunca korunmasında bölgenin kuraklığı, rüzgâr almayışı ve sıcaklığın görece sabit olması etkili olmuş.

Peki, Nazcalılar bu yerçizimlerini ne amaçla yaptılar? Bilim insanları bu soruyu desenleri yorumlayarak cevaplamaya çalışıyor ve farklı görüşler ileri sürüyor. Sinekkuşu, kertenkele, balina gibi hayvanlardan yola çıkarak desenlerin dinî sembolizm kaynaklı olduğunu düşünenlerin yanında bazı uzmanlar, geometrik çizgilerin akarsuların akış yönlerini ya da sulama şemalarını gösterdiğini varsayıyor. Başka bir grup uzman ise bu geometrik çizgilerin yağmur duası törenleriyle ilgili olabileceğini iddia ediyor. Öte yandan örümceklerin, kuşların ve bitkilerin bereketi sembolize ettiğini ileri süren uzmanlar da var.

Yapılan ve devam eden bilimsel araştırmalara rağmen, nasıl ve neden yapıldığına dair soruların neredeyse tamamen gizemini koruduğu Nazca çizgileri, Amerika kıtasının yerli halklarının günümüzden yaklaşık 2400 yıl öncesine ulaşan bilim, teknik, kültür, sanat ve inanç dünyalarına çok önemli bir kapı araladı. Bununla beraber, öyle anlaşıyor ki Nazca çizgilerinin gizeminin çözülmesi için daha pek çok bilimsel araştırma, zaman ve ileri teknolojiye ihtiyaç var.

                             

Kısa tanıtım videosu:

http://natgeotv.com/tr/nazca-colunun-sirlari/videolar/sirlar-cozuluyor

Kaynaklar:

İlgili İçerikler

Gökbilim ve Uzay

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter, üzerindeki renkli şeritler ve Büyük Kırmızı Leke ile gökyüzü gözlemcilerine hayli ilginç görüntüler sunar. Jüpiter’in atmosferindeki, ekvatora paralel açık ve koyu renklerdeki şeritlerin renginin atmosferdeki gazların türü ve sıcaklığı ile ilişkili olduğu düşünülüyor.

Gökbilim ve Uzay

Günlük hayatta karşılaştığımız pek çok soruna çözümler sunan üç boyutlu yazıcı teknolojisi artık dünya dışında yaşam alanları oluşturma araştırmalarını kolaylaştıracak adımlar atılmasına yardımcı oluyor.

Gökbilim ve Uzay

Her yıl mayıs ayının ilk günlerinde Eta Kova göktaşı yağmuru en yüksek etkinliğe ulaşır. Bu yıl 6 Mayıs’ta sabaha karşı en yüksek etkinliğe ulaşacak Eta Kova göktaşı yağmuru sırasında gökyüzünde saatte 60 göktaşı görülebilir.

Gökbilim ve Uzay

Bahçenizde, binaların çatılarında, sokakta hatta saçlarınızın arasında bile meteor parçaları olabileceğini biliyor muydunuz? Mikrometeorit adı verilen bu parçacıklar hemen hemen her yerdeler. Peki, nereden geliyor bu mikrometeoritler? Yapılarında ne var? Onları nasıl inceleyebiliriz?

Gökbilim ve Uzay

Uzayda, 4,6 milyar yıl önce Güneş Sistemi’nin içinde oluştuğu toz ve gaz bulutundan kalma kayaç ve metal parçaları bulunur.

Gökbilim ve Uzay

Güneş benzeri yıldızlar, yakıtlarını tükettiklerinde patlayarak dış kabuklarını atar ve yıldızın etrafı gezegenimsi bulutsu adı verilen toz ve gaz bulutuyla çevrelenir. Geriye ise "beyaz cüce" olarak adlandırılan çekirdekleri kalır.

Gökbilim ve Uzay

1610 yılında Galileo Galilei’nin Johannes Kepler'e gönderdiği mesaj tam olarak bu yazının başlığındaki gibiydi: “smaismrmilmepoetaleumibunenugttau

Gökbilim ve Uzay

İki yüzün üzerinde araştırmacının yer aldığı uluslararası bir araştırma grubu, ilk kez bir karadeliği doğrudan görüntülemeyi başardı. Karadelik, Dünya’ya yaklaşık 55 milyon ışık yılı uzaklıktaki Messier 87 ya da kısaca M87 olarak adlandırılan bir gökadanın merkezinde yer alıyor.

Gökbilim ve Uzay

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından gezegenin iç yapısını incelemek amacıyla Mars’a gönderilen InSight (Interior Exploration using Seismic Investigations, Geodesy and Heat Transport) uzay aracı 26 Kasım 2018’de gezegenin yüzeyine inmişti.

Gökbilim ve Uzay

Uzaya giden astronotlar çok sayıda bakteriyi de beraberlerinde götürürler. Bu bakterilerin büyük çoğunluğu zararsızdır. Ancak zamanla bu durum değişebilir. Uzaydaki koşullar yeryüzündekilerden çok farklıdır.