Skip to content Skip to navigation

Sınırları Zorlayan Bellekler

Yrd. Doç. Dr. Hande Kaynak
03/09/2014 - 14:30

“Bir insan yüzünü bir kere göreyim, ömrüm boyunca asla unutmam, yıllar geçse bile adıyla birlikte hatırlarım.”

“Bana herhangi bir gün söyle, sana o günkü hava durumunu hemen söyleyeyim.” “İki yüz kelimeden oluşan bir listenin tümünü beş dakikada ezberlerim.” “Herhangi bir resmi gördükten sonra aradan bir ay bile geçse resmi tüm ayrıntılarıyla aktarırım.”

Bu söylemlerin gerçekleşmesi imkânsız gibi görünüyor, değil mi? Ancak örneklerdeki gibi, belleğin sınırlarını zorlayan insanlar var ve bu insanlar özellikle insan belleği alanında araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Gelin, onları daha yakından inceleyelim. 

1970’de Charles Stromeyer, ünlü bilim dergisi Nature’da Elizabeth adlı bir kadınla ilgili bir makale yayımladı. Elizabeth, şaşırtıcı bir biçimde, gördüğü herhangi bir resmi tüm ayrıntılarıyla hatırlayabiliyordu. Araştırmada, Elizabeth’in yalnızca sağ gözüne 10.000 siyah ve beyaz kareden oluşan bir şekil gösterildi. Birkaç hafta sonra, şeklin farklı bir biçimi bu kez Elizabeth’in sol gözüne gösterildi. İki ayrı göze gösterilen bu şekillerden üç boyutlu bir görüntü oluşuyordu. Ancak Elizabeth’in bunu görebilmesi için birkaç hafta önce gördüğü diğer şekli hatırlaması gerekliydi ve Elizabeth bunu başardı. Büyük bir hayranlığa yol açan bu durumun başka bir örneği yok.

Başka bir olağanüstü belleğe sahip insan, Rus gazeteci Solomon Shereshevsky! Rus bilim insanı Alexander Luria, 1920’lerden 1950’lere kadar Shereshevsky'in belleğiyle ilgili pek çok çalışma yaptı ve sonunda Shereshevsky'yi ‘sınırsız bellek’ olarak adlandırdı. Ona göre, Shereshevsky’nin belleğinin kapasitesi sonsuzdu. Shereshevsky, kendisine yabancı bir dilde sunulan metni ezberlerken hiç zorlanmıyordu. Öyle ki, aradan 15 yıl bile geçmiş olsa aynı metni ezberden okuyabiliyordu. Ayrıca Shereshevsky, karışık matematiksel formülleri, sayılardan oluşan uzun listeleri, şiirleri ve anlamsız hece dizelerini de kolayca ezberleyebiliyordu. 

Orlando Serrell’in ise tarihlerle arası çok iyiydi. Örneğin Orlando’ya doğum tarihinizi söylediğiniz zaman, size haftanın hangi gününde doğduğunuzu söyleyebiliyordu. Bir anlamda, zihni bir takvim gibiydi. Kendi hayatından herhangi bir günü, sanki dün yaşamışçasına canlı bir biçimde anlatıyor ve geçmişteki herhangi bir günün hava durumunu tereddüt etmeden aktarıyordu. 

 

İngiliz mimar Stephen Wiltshire, şaşırtıcı bir özelliğe sahip. Herhangi bir mimari yapıyı yalnızca bir kere gördükten sonra yapının resmini doğru ve ayrıntılı bir biçimde çizebiliyor. En sevdiği şeylerden biri önce bir şehrin üzerinde helikopterle uçmak, daha sonra da zihninden tüm şehrin detaylı çizimini yapmak! Örneğin New York'u yalnızca 25 dakikalık bir helikopter uçuşunun ardından çizdi. Benzer şekilde Londra, Tokyo ve Sidney’i de birer kez helikopterle gözledikten sonra resmetti.

1988 yapımı Yağmur Adam filmini hatırlarsınız. Dustin Hoffman’ın canlandırdığı “Yağmur Adam” karakteri, Kim Peek adlı kişinin yaşamını anlatır. Kim’in sıradışı bir belleği vardı. Öyle ki, 9000’den fazla sayfadan oluşan kitapların her sayfasını ezbere biliyordu. Ayrıca, her sayfayı 8-12 saniye gibi kısa bir sürede okuyabiliyordu.

Bu sıradışı belleklere sahip insanlar, yalnızca bilim insanlarının değil, pek çok haber yapımcısının da ilgisini çekti. Örneğin Amerikalı gazeteci Lesley Stahl, sunuculuğunu yaptığı 60 Dakika adlı programda sıradışı örneklere yer verdi. Bu kişiler yaşamlarının her gününü, o gün yedikleri yemekleri, hava durumunu, özel davetleri ve gündelik haberleri zorlanmadan aktarabiliyor.

İşin bir diğer ilginç tarafıysa, bu örneklerdeki insanların hiçbiri bilinçli bir şekilde belleğini güçlendirmek için özel bir çaba sarf etmemiş ve eğitim almamış, yani olağanüstü bellekleri doğuştan geliyor. Bu insanların pek çoğu, bilimsel araştırmalara gönüllü olarak katılarak, özellikle belleğin ve diğer bilişsel süreçlerin (algı, dikkat, öğrenme gibi) işleyişini merak eden bilim insanlarına ve bilime destek oluyor.

İlgili İçerikler

Beyin ve Sinir Bilim

Sevgili gençler, Önce kasım ayında sorduğumuz problemin çözümüyle başlayalım.

Beyin ve Sinir Bilim

San Francisco’daki Kaliforniya Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacı, insanların hiçbir sağlık sorunu yaşamadan az uykuyla yetinebilmesini sağlayan bir genetik mutasyon keşfetti.

Beyin ve Sinir Bilim

Heyecanlandığımızda ya da kaygılandığımızda beynimizdeki amigdala bölgesi, tıpkı bir tehlike ile karşılaştığımızdakine benzer şekilde, stres-heyecan sistemi olarak da bilinen sempatik sinir sistemini etkinleştirir ve adrenalin salgılamaya başlar.

Beyin ve Sinir Bilim

Satranç köşesinde bu ay Ekim 2019 probleminin çözümüne ve Kasım 2019 problemine yer veriyoruz. 

Beyin ve Sinir Bilim

Beynimiz hiç mola vermez, sürekli çalışır. Hayati fonksiyonları düzenler, çevreden algılanan uyarıları değerlendirir ve bilişsel becerilerden sorumludur. Beynimizde farklı işlevler için farklı sinir hücreleri vardır. Hafıza da özel bir grup sinir hücresinin yeniden etkinleşmesiyle oluşur. Peki, bu özel sinir hücrelerini diğerlerinden ayıran nedir?

Beyin ve Sinir Bilim

Anılar ve yaşam tecrübeleri sanki ayrılmaz ikililermiş gibi görünür. Ancak bir grup araştırmacı, yakın zamanlarda Nature Neuroscience’ta yayımladıkları bir makalede, beyinlerindeki sinir hücrelerini uyararak laboratuvar hayvanlarının zihninde yapay anılar oluşturmayı başardıklarını açıkladı.

Beyin ve Sinir Bilim

Bazı resim ya da fotoğraflara baktığımızda onları aslında olduklarından farklı şekilde algılarız. Görsel yanılsama ya da optik illüzyon adı verilen bu olay ışık, objenin rengi ve deseni gibi faktörlerin etkisiyle ortaya çıkar. Yani bir anlamda beynimiz kandırılır.

Beyin ve Sinir Bilim

Satranç köşesinde bu ay Eylül 2019 probleminin çözümüne ve Ekim 2019 problemine yer veriyoruz. 

Beyin ve Sinir Bilim

Satranç köşesinde bu ay Ağustos 2019 probleminin çözümüne ve Eylül 2019 problemine yer veriyoruz. 

Beyin ve Sinir Bilim

1999’da vizyona giren Matrix filminde ana karakter Neo, Headjack olarak isimlendirilen bir beyin-bilgisayar arayüzü sayesinde Matrix dünyasına girebiliyordu. Neo’nun kafatasının arkasında yer alan bağlantı girişi sayesinde bu cihaz binlerce küçük bağlantı boyunca beynin derinliklerine ulaşabiliyordu. Headjack bilgisayarlara bağlanıyor ve bu şekilde insanlar bir sanal gerçeklik dünyası olan Matrix'e giriş yapabiliyordu.