Skip to content Skip to navigation

Yalnız Değiliz: Vücudumuzdaki Mikroorganizmalar

Melis Savaşan Söğüt
28/11/2018 - 11:45

Vücudumuzu mikroorganizma adı verilen gözle görülemeyecek kadar küçük trilyonlarca canlı ile paylaştığımızı biliyor muydunuz?

Bakteriler, mantarlar, protistler, arkeler gibi farklı türlerden oluşan bu canlılara insan mikrobiyotası adı verilir. Genellikle bu canlıların hastalıklara neden olduğu düşünülür. Ancak vücudumuzdaki mikroorganizmaların bir kısmı sağlığımız için faydalıdır. Bazı mikroorganizmalar ise (patojen olarak isimlendirilir) normal şartlarda insanlara zararı olmasa da uygun koşullarda yaşadığı canlıyı hasta edebilir.

Doğduğumuz yere ve doğum şeklimize bağlı olarak farklı mikroorganizmalar vücudumuzda yaşayıp çoğalabilecekleri uygun bölgelere yerleşir. Doğum kanalından geçerek dünyaya gelen bebekler ilk besinlerini sindirmede yardımcı olan bakteri grupları ile burada karşılaşır. Sezaryen ile dünyaya gelen bebeklerde ise daha çok ciltte yaşayan mikroorganizmalar bulunur.

Doğumu takip eden üç yıl içinde çocukların karşılaştığı ortamlar, hastalıklar, yüksek ateş, antibiyotik kullanımı, beslenmedeki farklılıklar gibi sebeplere bağlı olarak mikrobiyotada hızlı değişimler olabilir. Üç yaşından itibaren mikrobiyotada belirgin değişimler ortaya çıkmaz ve mikrobiyota genel anlamda erişkin mikrobiyotasına benzer bir hal alır.

Vücudumuzda yaşayan mikroorganizma gruplarını etkileyebilecek birçok faktör (örneğin cinsiyet, beslenme, iklim, yaş, meslek, hijyen, genetik yapımızdaki farklılıklar) vardır. Hücrelerimizin vücudumuzdaki  mikroorganizmalarla kurduğu ilişkiler bu faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu nedenle her insanın mikrobiyatası birbirinden farklıdır. Bu durumu kişilerin parmak izlerinin farklı olmasına benzetebiliriz.

Yapılan araştırmalar antibiyotik kullanımının kontrolsüzce artması, faydalı bakterilerin kaybına neden olacak hijyen uygulamaları (örneğin antibakteriyel sabunlar ve diğer kişisel bakım ürünleri), işlenmiş gıdaların tüketiminin artması gibi sebeplerle bağırsaklardaki mikroorganizma grupları arasındaki dengenin bozulduğunu gösteriyor. Bu durum birçok hastalığa (otizm, kanser, depresyon, obezite, diyabet, astım/alerji gibi) yol açabiliyor.

Nutrition in Clinical Practice dergisinde yayımlanan araştırma, bağırsak mikrobiyotasındaki çeşitliliğin azalması ile diyabet ve obezite arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor. Araştırmada ayrıca bakteri çeşitliliğinin kilo alımı ve insülin direnci üzerindeki etkileri de incelendi. Bağırsak mikrobiyotasındaki bakteriler bağırsaklarda besinlerin sindirimi ve emiliminde rol oynadığından, sindirim sistemindeki bakterilerin tür ve sayısının doğrudan kilo alımı ile ilişkili olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Örneğin yapılan bir araştırmada obez farelerden zayıf farelere bakteri transferi yapıldığında zayıf farelerin kilo aldıkları belirlenmiş.

Peki, bağırsaklarımızdaki faydalı bakterileri desteklemek için ne yapmalıyız?

Tükettiğimiz besinler bağırsak mikrobiyotasını etkiler. Ev yapımı turşu, kefir, boza, şıra ve yoğurt insan sağlığı için yararlı mikroorganizmalar içeren besinlerden (probiyotik besinler olarak isimlendirilirler) bazılarıdır.

Bağırsaklarımızdaki bakteriler enerji ihtiyaçlarını karbonhidratlardan karşılar. Bu nedenle sindirilmeyen ancak bağırsakta fermente olan besinler (prebiyotik besinler olarak isimlendirilirler) bağırsaklardaki bakterilerin çoğalmasını ve etkinliğini olumlu yönde etkiler. Bu besinlerden bazıları soğan, sarımsak, yer elması, muz, tam tahıl ürünleri ve kuru baklagillerdir.

Ayrıca sebze ağırlıklı beslenerek de bağırsak mikrobiyotamızı destekleyebiliriz. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmeye önem vermeli, mümkün olduğunca beslenme düzenimizdeki çeşitliliği artırmalıyız. İşlenmiş ve paketli gıdaları olabildiğince az tüketmek vücudumuz için faydalı olan bakterileri desteklememize yardımcı olabilir.

Vücudumuzu paylaştığımız bu mikroorganizmaları destekleyerek sağlığımızı koruyabiliriz.

 

Kaynaklar:

 

Yazar Hakkında:
Melis Savaşan Söğüt
Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Araştırma Görevlisi

 

İlgili İçerikler

Tıp ve Sağlık

Michigan Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacı uzuvlarını kaybeden insanların (amputelerin) yapmak istedikleri hareketleri düşünerek kontrol edebildiği bir robot el geliştirdi. Dr. Philip P. Vu ve arkadaşları tarafından yapılan araştırma ile ilgili makale Science Translational Medicine’da yayımlandı.

Tıp ve Sağlık

Çin’de ortaya çıktıktan sonra hızla yayılan yeni tip koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalığı, dünya genelinde yaklaşık 210.000 insanı etkiledi. SARS-CoV-2 diğer koronavirüs türlerine göre neden hızla yayılıyor ve çok sayıda insanı etkiliyor?

Tıp ve Sağlık

Ellerimizi temiz tutmak, koronavirüs gibi patojenler (hastalık yapıcı mikroorganizmalar ve virüsler) yoluyla yayılan hastalıklardan korunmak için alabileceğimiz önlemlerin başında geliyor. Hatta bazı bilim insanları el hijyenini “kendi kendinize yapabileceğiniz aşı” olarak tanımlıyor. Ancak araştırmalar ellerimizi gerektiği gibi yıkamadığımızda patojenlerin ellerimizde kaldığını gösteriyor.

Tıp ve Sağlık

Kanser, Down sendromu, renk körlüğü gibi pek çok hastalığın kökeninde genler vardır. Ancak bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan geleneksel yöntemlerde sadece belirtiler ortadan kaldırılmaya çalışılıyor, hastalığın kökeninde yer alan genlere bir müdahalede bulunulmuyor.

Tıp ve Sağlık

McMaster Üniversitesinde çalışan bir grup araştırmacının complestatin ve yeni keşfedilmiş corbomycin adlı antibiyotiklerle yaptıkları deneyler, bu antibiyotiklerin bakterilerle daha önceleri bilinenlerden farklı bir biçimde savaştıklarını gösterdi.

Tıp ve Sağlık

Kıyafetlerimizin üretiminde kullanılan iplikçikler çoğu zaman polyester, naylon ve akrilik gibi plastiklerden elde edilir. Yapılan son bilimsel çalışmalar, bu mikroiplikçiklerin denizlerdeki plastik kirliliğinin ana kaynaklarından biri olduğunu gösteriyor.

Tıp ve Sağlık

Hafta sonları tüm aile bir aradayken pazar kahvaltıları nasıl da güzel olur, değil mi? Patatesli omlet, simit, börek, krep, kızarmış ekmek... Bu kadar şeyi yedikten sonra tatlı bir uyku bastırır. Peki ama neden?

Tıp ve Sağlık

Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüsün neden olduğu salgın dünyanın farklı yerlerine hızla yayılıyor. Şu ana kadar 21.000'den fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan virüs hakkında bilinmesi gerekenleri derledik.

Tıp ve Sağlık

San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesinde çalışan Prof. Dr. Karen Christman ve arkadaşları kalp krizi geçirmiş hastaların kalp kaslarını onarmak için bir hidrojel geliştirdi.

Tıp ve Sağlık

Okulda sınav haftasındasınız ve ders çalışırken sürekli bir şeyler atıştırıyorsunuz. Bu durumda muhtemelen “Stresten yiyorum” cevabını verirsiniz. Bazı insanlar stresli oldukları dönemlerde normalde olduğundan daha fazla yemek yer. Stres bazı insanların ise yeme isteklerinin azalmasına neden olur. Peki, stres yeme alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor?