Skip to content Skip to navigation

Yapay Depremler ve Sebepleri

Dr. Mahir E. Ocak
30/10/2017 - 17:14

İnsan etkinliklerinin yapay depremler ortaya çıkarabildiği biliniyor. Yapay depremlerin sebepleri arasında madencilik faaliyetleri ve yeraltına bırakılan yüksek miktarda atık sular var. Ayrıca hidrolik kırma yöntemlerinin kullanıldığı petrol ve kaya gazı çıkarma faaliyetlerinin de bu listeye eklenmesi gerekiyor.

Durham ve Newcastle üniversitelerinde çalışan bir grup araştırmacı 2016’da yapay depremlerle ilgili bir veri tabanı oluşturmaya başladı. Bilimsel makalelerin, akademik sunumların, gazete yazılarının ve konuyla ilgili raporların taranarak oluşturulduğu veri tabanı günümüzden 150 yıl öncesine kadar gidiyor. Bilimsel verilerin insan kaynaklı olduğuna işaret ettiği depremlerin çoğunluğunun büyüklüğü 3 ile 4 arasında. Ancak bu durumun istisnaları da var. 2009 yılında Çin’de meydana gelen ve insan faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülen bir depremin büyüklüğü 7,9’du. Ancak araştırmacılar bu ve benzeri büyüklükteki depremlerde açığa çıkan stresin büyük kısmının doğal tektonik kökenli olduğunu, insan etkinliklerininse bardağı taşıran son damla olduğunu söylüyor.

Tüm insan etkinliklerinin bir şekilde (örneğin bir bölgedeki kütle dağılımını değiştirerek) yerkabuğundaki kuvvetleri etkilediği, dolayısıyla bazı durumlarda yapay depremlerin meydana gelmesinin şaşırtıcı olmadığı belirtiliyor. Gelecekte yerkabuğunu etkileyen insan faaliyetlerinin ve yapay depremlerin artacağı düşünülüyor.

Yapay depremlerle ilgili veri tabanına http://www.inducedearthquakes.org adresinden ulaşılabiliyor. 

İlgili İçerikler

Yerbilimleri

536 kış mevsiminin sona ermediği yıl olarak tarihe geçti. 536 yılında gerçekleşen volkanik bir patlamadan sonra açığa çıkan kül bulutları atmosferi kaplamış, Güneş kara bulutların arkasında kalmış, 18 ay boyunca gündüzleri karanlıkta geçmiş, ekinler yetişememiş, Çin’de yaz mevsiminde kar yağmıştı.

Yerbilimleri

Bu etkinliğimizde maliyeti uygun malzemeler kullanarak deprem gerçekleştiğinde ses ve ışık ile uyarı veren bir deprem alarm düzeneği tasarlıyoruz.

Yerbilimleri

Yeryüzünde çok sayıda deprem meydana gelir. Bazı depremlerin gücü hissedilemeyecek kadar küçüktür. Bu nedenle herhangi bir zarara yol açmazlar. Şiddetli depremler ise büyük çapta can ve mal kaybına sebep olabilir. Deneyler köşesinin bu etkinliğinde kolayca bulabileceğiniz malzemelerle basit bir sismograf düzeneği tasarlayıp çalışma prensibini öğreniyoruz.

Yerbilimleri

Türkiye önemli fay hatlarını barındıran bir deprem ülkesidir. Deprem önlenebilir bir doğa olayı olmasa da depremin yıkıcı etkilerini alacağımız önlemlerle en aza indirebiliriz. Peki depreme karşı hazırlıklı olmak için neler yapabiliriz?

Yerbilimleri

Peru’nun güneyindeki antik İnka şehri Machu Picchu, And Dağları’nda 2430 metre yükseklikteki bir tepenin üzerinde yer alır. 1438-1472 yılları arasında hüküm süren İmparator Pachacuti için inşa edildiği düşünülen şehir, 2007 yılında Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmişti.

Yerbilimleri

Geçmişi günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine kadar uzanan Göbeklitepe Arkeolojik Alanı’nda yapılan kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Göbeklitepe uygarlık tarihi ile ilgili bildiklerimizi tamamen değiştirebilir.

Yerbilimleri

İstanbul’da geçmişte çok büyük depremler meydana geldiği biliniyor. 22 Mayıs 1766 yılında meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki son büyük deprem, kentte çok büyük bir yıkıma sebep olmuştu.

Yerbilimleri

Uluslararası Yerbilimleri Birliğinin bir parçası olan Uluslararası Katmanbilgisi Komisyonu yaklaşık on yıl önce Antroposen Çalışma Grubu adlı bir kurul oluşturmuştu. Otuz dört üyeden oluşan kurulun görevi, Antroposen olarak adlandırılan, insan etkinliklerinin yerküreyi şekillendirdiği yeni bir jeolojik çağın başlayıp başlamadığı hakkında karar vermekti. 

Yerbilimleri

Volkanik patlamalar sonucu ağaçlar, evler, tarlalar, yollar ve fabrikalar zarar görebilir. Hatta can kayıpları bile yaşanabilir. Peki tarihten bu yana birçok yeri yaşanmaz hale getiren bu doğal afet nasıl gerçekleşiyor?

Yerbilimleri

Binlerce yıl toprak altında kaldıktan sonra gün yüzüne çıkarılan arkeolojik eserlerin yüzeylerindeki doğal aşınmalar arkeologlar ve yazıt bilimciler için eserleri incelemeyi zorlaştırabiliyor. Peki, araştırmacılar bu zorluğu aşmak için neler yapıyor, hangi yöntemleri uyguluyor?