Skip to content Skip to navigation

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz ile Söyleşi

Dr. Bülent Gözcelioğlu
16/10/2014 - 13:37

Anadolu’nun kara kısımlarındaki zengin arkeolojik kalıntıların bir benzerinin Anadolu kıyılarında, su altında yattığını biliyor muydunuz? Su altı arkeologlarına göre 5000 yıl öncesine kadar uzanan Antik Çağ deniz ticaretinin en önemli yollarından biri Anadolu kıyıları. Genel olarak yılda ortalama 5 geminin battığı göz önüne alındığında kıyılarımızda 25.000 civarında batığın bulunduğu tahmin ediliyor. Üstelik batıklar yalnızca gemilerle sınırlı değil. Kıyı bölgelerimizdeki batık antik limanlar ve antik kentler de Anadolu’nun su altı arkeolojisinin diğer ayağı.

Su altında arkeolojik araştırma yapmanın kolay olmadığını tahmin etmek zor değil. Kıyının sığ olduğu yerlerdeki araştırmalar için sınırlı dalış zamanı ve görüş mesafesi, hava koşullarının her zaman uygun olmaması, eserlerin denizin dibinde gömülü olması gibi nedenler en büyük zorluklar olarak göze çarparken, insanın dalamadığı derin yerler için ileri teknoloji ihtiyacı (su altı robotları vb.), bulunan eserlerin yüzeye çıkarılması ve tüm bunların getirdiği yüksek maliyetler en büyük zorluklar olarak dikkat çekiyor. Her şeye rağmen su altı arkeologları özveriyle araştırma ve keşif yapmaya devam ediyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi ülkemizde de su altı arkeolojisi araştırmaları yapılıyor. Biz de bu araştırmaların nasıl yapıldığını Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz’e sorduk.

TÜBİTAK Bilim Genç: Kendinizi tanıtır mısınız?

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz: Ben bir su altı arkeoloğuyum. Lisans eğitimimi KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü'nde tamamladıktan sonra yüksek lisans ve doktoramı Selçuk Üniversitesi’nde su altı arkeolojisi alanında yaptım. Su altı arkeolojisine merakım 6-7 yaşlarında, babamın bana aldığı ilginç bir maskeyle başladı. Yüzü tamamen kaplayan ve üstünde suyun girmesini engelleyen bir pinpon topu bulunan bu maskeyle denizin altında gördüğüm amfora (iki kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karnı geniş testi) parçaları beni çok etkiledi. 1990’da İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Su altı Kulübü’nde aletli dalışa başladıktan birkaç yıl sonra profesyonel balıkadam eğitmeni oldum. Eğitmenliklerini yaptığım Yıldız Teknik, Mimar Sinan ve Galatasaray üniversitelerinin su altı kulüpleriyle birlikte ilk su altı arkeoloji deneyimlerimizi gerçekleştirdik. Mimar Sinan Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden 50 öğrenci bu dönemde balıkadam olarak yetişti. Tekirdağ Müzesi müdürü Mehmet Akif Işın başkanlığındaki “Marmara Ereğlisi Çalışmaları” da yine bu dönemde yapıldı. 1998 yılında Antalya Müzesi’nde arkeologların, Akdeniz Üniversitesi’nde ise arkeoloji öğrencilerinin balıkadam olarak yetiştirilmesi projesini gerçekleştirdik. Balıkadam olarak yetişen 70 arkeoloji öğrencisi ve 8 arkeoloğun bir kısmı sonraki yıllarda başka üniversitelerde su altı arkeolojisinin ilk adımlarını atan kişiler oldular. 1999 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Arkeolojik Su altı Araştırmaları Derneği arasında imzalanan bir protokolle Antalya Müzesi içinde Akdeniz Arkeolojik Su altı Araştırmaları Merkezi kuruldu. Müze müdürü Metin Pehlivaner’in bilimsel, benim de teknik başkanlığını yaptığımız Merkez 2000-2005 yılları arasında Antalya kıyılarında önemli batıklar buldu. Bu sayede kıyılardaki kültür mirası kayıt altına alınmaya başlandı.

TÜBİTAK Bilim Genç: UNESCO UniTwin Network’ten bahseder misiniz?

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz: Bu “Network” bir internet sitesi değil. Dünyanın birçok yerinde, su altı arkeolojisi veya denizcilik arkeolojisi alanında eğitim veren üniversiteler, UNESCO ile ortaklaşa çalışmak istediklerinde taleplerini Selçuk Üniversitesi’ndeki koordinasyon merkezine iletiyor. Southampton, South Denmark, Alexandria, Warsaw, Tokyo ve Flinders üniversiteleri bu Network’un tam üyeleri. 12 üniversite ise değerlendirme sürecinde. Dolayısıyla Selçuk Üniversitesi bu kuruluşun liderliğini sürdürüyor diyebiliriz.

TÜBİTAK Bilim Genç: Selçuk Üniversitesi’ndeki göreviniz nedir? Üniversiteniz bu alana ne gibi katkılar sağlıyor?

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz: Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Sualtı Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı ile aynı üniversitenin Su altı Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin müdürlüğünü yapıyorum. Bu iki birim de arkeolojik  kazı ve araştırmalarında önemli bir alt yapıya sahip. Ülkemizin su altı arkeolojisi alanında eğitim veren en eski üniversitesi olan Selçuk Üniversitesi 2003 yılından şu ana kadar bu alanda 30’dan fazla yüksek lisans, 4 de doktora mezunu verdi. 2014 Mayıs ayında ülkemizin ilk su altı arkeolojisi gemisi Selçuk 1 denize indirildi. Aynı ay Antalya-Kemer’de merkez binamız açıldı.su altı

TÜBİTAK Bilim Genç: Selçuk 1 nasıl bir araştırma gemisi?

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz: 27 metre boyundaki Selçuk 1 aynı zamanda Akdeniz’de bu alanda çalışan en büyük üniversite gemisi. 18 kişilik araştırma ekibiyle 7 kamaranın yanı sıra her türlü imkâna sahip gemi uzun süre karaya yanaşmadan denizde çalışabiliyor. Üniversitemiz ayrıca 7,5 metre boyunda bir sonar teknesi ile üç adet motorlu bota da sahip. Kemer’deki binamız aynı zamanda UNESCO’nun su altı arkeolojisi koordinasyon merkezi. Bu binada sınıflar, Prof. Dr. Ahmet Adil Tırpan Kütüphanesi, ofisler, koruma ve onarım laboratuvarı ve misafirhane bölümleri bulunuyor. Tüm bu olanakları halen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin ve destekleriyle “Antalya Kıyıları Arkeolojik Su altı Araştırmaları” projesinde kullanıyoruz. Yaklaşık beş yıldır devam eden proje bu kıyılarda bulunan arkeolojik değerlerin kayıt altına alınmasını amaçlıyor. Bulunan batıklar, antik limanlar ve diğer eserler fotoğraflanıyor, çiziliyor ve koordinatlarıyla birlikte kayıt altına alınıyor. Tüm bu detaylar ilgili müzelere ve Bakanlığa tüm detaylarıyla sayısal ve basılı olarak teslim ediliyor ve böylece milli envantere kaydedilmiş oluyor. Tabii bilimsel çalışmalar bu aşamadan sonra da devam ediyor ve sonuçları uluslararası sempozyumlarda sunuluyor. Bunların yanı sıra 2014 yılında Antalya Müze Müdürlüğü ve Dokuz Eylül Üniversitesi ile birlikte Adrasan’da 12-13. yüzyıl Doğu Roma dönemi tabak batığı kazısına da başladık. Çıkarılan yaklaşık 400 parça eser Antalya Müze Müdürlüğü içindeki laboratuvarda korunuyor ve onarılıyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: Sizi bu konularda araştırma yapmaya yönelten sebepler neler?

Yrd. Doç. Dr. Hakan Öniz: Sonuç olarak ilk tarihin, ilk coğrafyanın, ilk paranın, ilk mitolojinin, ilk deniz ticaretinin, ilk gemiciliğin, ilk madenciliğin ve daha birçok ilklerin ortaya çıktığı bu topraklarda kıyılarımız sihrini ve keşfedilmemişliğini hâlâ koruyor. Bu gizemi çözmek, geçmişi mümkün olabildiğince aydınlatmaya çalışmak bana halen bir işten çok tatil gibi geliyor. Bu nedenle denize açılabildiğimiz yaz aylarını hepimiz özlemle bekliyoruz.

İlgili İçerikler

Yerbilimleri

Geçmişi günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine kadar uzanan Göbeklitepe Arkeolojik Alanı’nda yapılan kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Göbeklitepe uygarlık tarihi ile ilgili bildiklerimizi tamamen değiştirebilir.

Yerbilimleri

İstanbul’da geçmişte çok büyük depremler meydana geldiği biliniyor. 22 Mayıs 1766 yılında meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki son büyük deprem, kentte çok büyük bir yıkıma sebep olmuştu.

Yerbilimleri

Uluslararası Yerbilimleri Birliğinin bir parçası olan Uluslararası Katmanbilgisi Komisyonu yaklaşık on yıl önce Antroposen Çalışma Grubu adlı bir kurul oluşturmuştu. Otuz dört üyeden oluşan kurulun görevi, Antroposen olarak adlandırılan, insan etkinliklerinin yerküreyi şekillendirdiği yeni bir jeolojik çağın başlayıp başlamadığı hakkında karar vermekti. 

Yerbilimleri

Volkanik patlamalar sonucu ağaçlar, evler, tarlalar, yollar ve fabrikalar zarar görebilir. Hatta can kayıpları bile yaşanabilir. Peki tarihten bu yana birçok yeri yaşanmaz hale getiren bu doğal afet nasıl gerçekleşiyor?

Yerbilimleri

Binlerce yıl toprak altında kaldıktan sonra gün yüzüne çıkarılan arkeolojik eserlerin yüzeylerindeki doğal aşınmalar arkeologlar ve yazıt bilimciler için eserleri incelemeyi zorlaştırabiliyor. Peki, araştırmacılar bu zorluğu aşmak için neler yapıyor, hangi yöntemleri uyguluyor?

Yerbilimleri

Princeton Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar yeryüzünün 660 kilometre altındaki, yukarı manto ile aşağı mantoyu birbirinden ayıran katmanda devasa “dağlar” olduğuna işaret ediyor. Wenbo Wu, Sidao Ni ve Jessica Irving tarafından yapılan araştırmanın sonuçları Science’ta yayımlandı.

Yerbilimleri

Deprem konusunda uluslararası düzeydeki üstün nitelikli çalışmalarıyla 2018 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mustafa Erdik ile deprem ve Türkiye’deki deprem çalışmalarıyla ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yerbilimleri

Fotoğrafta gördüğünüz neredeyse dikdörtgen prizma biçimindeki beyaz yapı tamamen doğal yollarla oluşmuş bir buzdağı.

Yerbilimleri

Geçmişte  Britanya Adası’nın iki antik kıtanın çarpışması sonucunda oluştuğu düşünülürdü. Ancak Plymouth Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar Britanya Adası’nın iki değil üç antik kıtanın çarpışması sonucunda oluştuğuna işaret ediyor.

Yerbilimleri

Mavi delikler, deniz seviyesinin günümüzden daha düşük olduğu buz devirlerinde oluşmuş obruklardır. Genellikle kenarları dik, ağzı daire biçimdeki bu çukurlar deniz seviyesi yükseldikten sonra su altında kalmış.