Skip to content Skip to navigation

Gezegenlerin Manyetik Alanları ve Yaşam

Dr. Mahir E. Ocak
22/03/2019 - 15:16

Dünya’nın manyetik alanı, yeryüzünü Güneş’ten gelen zararlı ışınlardan koruyan bir kalkan görevi görür. Eğer bu koruyucu kalkan olmasaydı güneş rüzgârı atmosferi yok eder ve Dünya yaşama elverişsiz bir hale gelirdi.

Dünya’nın manyetik alanının kaynağı, dış çekirdekteki sıvı demirin konveksiyonudur. Jüpiter’in de sıvı haldeki metalik hidrojenin konveksiyonu tarafından üretilen bir manyetik alanı vardır. Peki ya ötegezegenler? Güneş Sistemi’nin dışında da canlılar olup olmadığı günümüzün en aktif araştırma alanlarından biri. Ötegezegenlerin de canlıları koruyacak manyetik alanlara sahip olup olmadığının belirlenmesi, bu soruya cevap bulmak açısından çok önemli. Bir gezegen hangi koşullar altında manyetik alana sahip olabilir?

ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de çalışan Dr. François Soubiran ve Prof. Dr. Burkhard Militzer tarafından yapılan kuramsal çalışmalar, süperdünyalar olarak adlandırılan gezegenlerin manyetik alanlara sahip olabileceğini gösteriyor. Ancak kütlesi Dünya’nınkinden biraz daha büyük olan bu gezegenlerdeki manyetik alanlar bugüne kadar bilinmeyen bir biçimde üretiliyor. Araştırmacıların Nature Communications’ta yayımladığı makaleye göre, süperdünyalar yavaşça konveksiyon yapan bir magma okyanusu tarafından üretilen manyetik alanlara sahip olabilir.

Manyetik alanlar elektrik yüklerinin hareketi sonucunda üretilir. Dolayısıyla süperdünyaların manyetik alanlara sahip olup olamayacağı hakkında bir fikir edinmek için cevaplanması gereken temel soru, bu gezegenlerin hangi koşullar altında elektrik yüklü parçacıklar içeren sıvı bir katmana sahip olabileceğidir. Araştırmacılar bu soruyu cevaplayabilmek için Dünya’daki kayaçların ana bileşeni olan silikatların süperdünyaların merkezindeki koşullar altında hangi durumda bulunacağını kuramsal yöntemlerle incelemişler. Silisyum dioksit, magnezyum oksit ve silisyum magnezyum oksit mineralleri ile ilgili bilgisayar benzetimleri, katı haldeyken yalıtkan olan bu minerallerin süperdünyaların merkezindeki yüksek sıcaklık ve basınç koşulları altında sıvılaştığında iletken hale geleceğini gösteriyor. Bu minerallerin 10 milyon atmosfer basınç ve 10.000°C sıcaklık altındaki iletkenlikleri, sıvı demirin iletkenliğinin sadece yüzde biri kadar. Ancak yine de bu mineralleri içeren bir sıvı magmanın konveksiyonu manyetik alan üretebiliyor.

Süperdünyaların içindeki sıcaklık ve basınç koşullarını laboratuvar ortamında oluşturmak çok zor. Dolayısıyla yapılan kuramsal çıkarımların ne ölçüde doğru olduğu deneysel yöntemlerle test edilemiyor.

Elde edilen sonuçlardan ötegezegenlerin bileşimi hakkında bir fikir edinmek için yararlanmak da mümkün. Örneğin gelecekte keşfedilecek bir süperdünyanın manyetik alana sahip olduğu tespit edilirse bu durum gezegenin içinde magma okyanusları olduğuna işaret edecektir.

Dünya çok uzak geçmişte bugün olduğundan çok daha sıcaktı. Bugün katı halde olan silikatlı kayaçlar o zamanlar sıvı haldeydi. Dolayısıyla, her ne kadar bugün olmasa da, uzak geçmişte silikatlar da Dünya’nın manyetik alanına katkıda bulunmuş olabilir.

 

İlgili İçerikler

Gökbilim ve Uzay

Satürn ve ilkdördün evresindeki Ay 8 Eylül’de gökyüzünde birlikte görülebilir. 20 Eylül’de ise Ay ve Boğa Takımyıldızı’nın en parlak yıldızı Aldebaran yakın görünümde. Her iki gökcismini gece yarısına yakın saatlerde batı ufkunun üzerinde görebilirsiniz. 23 Eylül sonbahar ılımı yani gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarih.

Gökbilim ve Uzay

Maden cevherlerinden metalleri özütlemek için mikroorganizmalardan yararlanılan yöntemler biyomadencilik olarak adlandırılır. Biyomadenciliğin yeryüzündeki tarihi 1950’lere kadar gider. Günümüzde bazı araştırmacılar Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) uzayda biyomadencilikle ilgili çalışmalar yapıyor.

Gökbilim ve Uzay

Türkiye’de tasarlanıp üretilen ilk yer gözlem uydusu olan RASAT, sekiz yıldır Dünya’nın çevresindeki yörüngesinde dolanarak görüntü almaya devam ediyor. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) mühendisleri tarafından tasarlanıp büyük ölçüde ülkemizde üretilen RASAT, 17 Ağustos 2011’de Rusya’daki Yasny Fırlatma Üssü’nden uzaya fırlatılmıştı.

Gökbilim ve Uzay

Gezegenler yıldızların, uydular da gezegenlerin etrafında dolanır. Peki büyük uyduların küçük uydulara sahip olması da mümkün müdür? Eğer bu tür “altuydular” sadece etrafında dolandıkları uydunun kütleçekimi etkisinde hareket etseydi cevap kesinlikle evet olurdu. 

Gökbilim ve Uzay

Merkür, ağustos ayında, yıl içinde gün doğumundan önce gözlemlendiği zamanlar arasında en parlak görünümde. Jüpiter ve Satürn ise Güneş’in batışından sonra gökyüzünde görülebilir.

Gökbilim ve Uzay

Teknoloji mağazalarından bile kolayca satın alınabilen küçük boyuttaki döner kanatlı İHA’ların devasa yolcu uçaklarına büyük hasarlar vererek uçuş güvenliğini tehlikeye atabileceğini biliyor muydunuz?

Gökbilim ve Uzay

Konya Bilim Merkezi tarafından ilki 2018’de düzenlenen Astrofest gökyüzü gözlem etkinliği bu yıl 12-14 Temmuz tarihleri arasında Kapadokya’da gerçekleştirildi. “Herkese biraz gökyüzü!” sloganı ile düzenlenen etkinliğe gençler aileleriyle birlikte katıldı.

Gökbilim ve Uzay

20 yıldır Dünya’nın çevresindeki yörüngesinde dolanan Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) geçmişten günümüze birçok araştırmacı astronota ev sahipliği yapıyor. Çoğunlukla altı ay süren görevleri boyunca Dünya’dan uzakta kalan astronotlar, su ve hava gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için ISS’nin özel sistemlerinden yararlanıyor.

Gökbilim ve Uzay

Şili’deki ALMA teleskoplarıyla gözlemler yapan bir grup gökbilimci, Dünya’ya yaklaşık 1500 ışık yılı mesafedeki genç bir yıldızın etrafında tuz molekülleri tespit etti. Dr. A. Ginsburg ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmanın sonuçları Astrophysical Journal’da yayımlandı.

Gökbilim ve Uzay

Ay, Güneş’ten sonra gökyüzündeki en parlak ikinci gökcismi. Ay gökyüzü gözlemcilerine çıplak gözle gerçekleştirebilecekleri birçok gözlem imkânı sunuyor. Örneğin her gece gökyüzünde Ay’ı farklı bir şekilde görürüz. Çünkü Dünya etrafındaki yörünge hareketi sırasında Ay’ın Güneş’e göre konumu sürekli değişir.