Skip to content Skip to navigation

Sofradan Enerjiye: Yiyeceklerin Vücudumuzdaki Enerji Yolculuğu

Selin Çorba
21/05/2019 - 15:28

Sindirim sistemimizi yakından tanıyıp yiyeceklerin vücudumuza girdikten sonra hangi süreçlerden geçtiğini ve nasıl enerjiye dönüştüğünü öğrenmek ister misiniz? Gelin, birlikte bu süreçleri inceleyelim.

Yediğimiz yiyecekler vücudumuzun temel enerji kaynağıdır. Gıdalarda bulunan besin maddeleri vücudumuzdaki hücrelerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve gerekli diğer maddeleri sağlar. Ancak tükettiğimiz gıdaların enerjiye dönüşebilmesi ve diğer besin maddesi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için öncelikle vücudun emebileceği ve kullanabileceği kadar küçük parçalar haline getirilmesi gerekir. İnsanların ve hayvanların birçoğunda temel olarak yiyeceklerin ağız içine girdiği, uzun bir borudan geçtiği ve anüsten dışkı olarak çıktığı bir sindirim sistemi vardır. Sindirim organlarının çeperindeki düz kaslar düzenli aralıklarla kasılıp gevşeyerek yiyecekleri parçalayıp küçük ve emilebilir hale getirir. Daha sonra bu besinler (karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler ve mineraller), bağırsak duvarındaki ve kan dolaşımındaki kanallardan geçerek emilir. Dolaşım sistemi bu besin maddelerini vücudun ihtiyacı olan kısımlarına iletir. Yiyeceklerin vücut tarafından kullanılmayan atık kısımları ise dışkı olarak vücuttan uzaklaştırılır.

Şimdi bu süreci daha ayrıntılı inceleyelim. Lezzetli bir atıştırmalık gördüğümüzde, kokusunu aldığımızda ve hayal ettiğimizde bu duyusal uyarılmaya cevap olarak beyin tarafından gönderilen sinyaller aracılığıyla tükürük bezleri tükürük salgısı üretmeye başlar. Yiyecekleri fiziksel olarak daha küçük parçalara ayırma görevini dişler gerçekleştirir. Yiyecekler ağızda parçalandıkça tükürük salgısı lokmaların kolayca yutulabilmesi için yiyecekleri nemlendirir. Tükürükte bulunan amilaz isimli sindirim enzimi, ağızdan çıkmadan önce yiyeceklerdeki bazı karbonhidratları (örneğin nişasta) daha basit yapı taşlarına parçalamaya başlar. Dil ve ağızdaki kas hareketleriyle oluşan yutma refleksi ağızdaki lokmanın boğaza taşınmasını sağlar. Boğazdan geçen besin maddeleri yemek borusu boyunca ilerlemeye devam eder. Kas hareketleri besin maddelerinin yemek borusundan mideye taşınmasına yardımcı olur.

Besin maddeleri mideye girdikten sonra mide kasları yiyeceklerin, içinde asit ve enzimler bulunan mide öz suyuyla karışmasını sağlar. Kimus adı verilen bu karışım ince bağırsağa boşaltılır. İnce bağırsaktaysa pankreas, karaciğer ve bağırsaktan gelen sindirim sıvılarıyla karıştırılır. Pankreas tarafından üretilen pankreas öz suyu ve karaciğer tarafından üretilen safra; proteinlerin, yağların ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olur. İnce bağırsaktaki kaslar bu karışımı ileri doğru iter. İnce bağırsak duvarları suyu ve sindirilen besin maddelerinin emilerek kan dolaşımına karışmasını sağlar. İnce bağırsakta kasılıp gevşeme hareketleri ile sindirim sürecinin atık ürünleri kalın bağırsağa taşınır. Atık ürünlerdeki suyun büyük kısmı kalın bağırsakta emilir. Kalın bağırsağın alt ucu olan rektum dışkının toplandığı bölümdür. Dışkı kalın bağırsağın sonunda yer alan ve anüs adı verilen açıklıktan dışarı atılır.

Sindirim sisteminizdeki bakteriler (bağırsak florası veya mikrobiyota olarak da adlandırılır) sindirime yardımcı olur.

Sindirim sistemine kısaca göz atmış olduk. Yiyecekler midemize ulaştı, parçalandı, bağırsaklarda yolculuğunu ve emilimini tamamladı.

Peki, besin maddelerinin enerjiye dönüşümü nasıl gerçekleşiyor?

Vücudumuzun temel enerji kaynağı yiyeceklerin yapı taşları olan karbonhidrat, protein ve yağlardır. Karbonhidratlar sindirim süreci sonucu basit şekerlere, proteinler amino asitlere, yağlar ise yağ asitlerine ve gliserole dönüşür. Kan dolaşımı ile bu maddeler dokulara ve hücrelere taşınır. Ancak bu maddelerin yapısında kimyasal olarak depolanan enerji vücudumuzdaki hücreler tarafından doğrudan kullanılamaz.

Hücredeki yaşamsal faaliyetlerin birçoğu biyokimyasal süreçler sayesinde gerçekleşir. Besin maddelerindeki kimyasal bağlar kırılırken açığa çıkan enerji, hücre faaliyetlerine doğrudan enerji sağlayan ve adenozin trifosfat (ATP) olarak isimlendirilen molekülü sentezlemek için kullanılır. ATP vücutta enerji üretilen ve tüketilen süreçler arasında enerji alışverişini sağlayan temel moleküldür.

ATP molekülü beş karbon atomu içeren şeker molekülü olan riboz, adenin bazı ve üç fosfat grubundan oluşur.

ATP’nin hücrelerin “pili” olduğu söylenebilir. Günlük hayatta kullandığımız elektrik enerjisi kimyasal enerji olarak depolanır. Elektronik bir cihazın elektrik ihtiyacı pilde depolanan kimyasal enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesiyle karşılanır. Pil elektrik enerjisi kullanılarak tekrar doldurulabilir.

ATP molekülünün suyla tepkimesi sonucu molekülden bir fosfat grubu ayrılırken adenozin difosfat (ADP) molekülü oluşur ve tepkime sonucu enerji açığa çıkar. Bu süreç pilden elektrik enerjisi elde etmeye benzetilebilir. Bu tepkimenin tersinin gerçekleşmesiyle ATP sentezlenir. Bunun içinse enerji gereklidir. Bu süreç pilin şarj edilmesine benzetilebilir.

Hücredeki biyokimyasal süreçler, hücrelerde büyüme ve gelişme, bölünme, beslenme, madde transferi, sinir iletimi gibi birçok yaşamsal ve hücre devamlılığını sağlayan olay ATP sayesinde gerçekleşir.

Yiyeceklerdeki karbonhidratlar, proteinler ve yağların sindirim süreci ile parçalanması sonucu oluşan besin maddeleri çeşitli biyokimyasal süreçler ile ATP’ye dönüştürülür. Hücrelerde oksijenli veya oksijensiz olarak ATP üretebilir. ATP üretimi hücredeki mitokondri (bitkilerde kloroplast) organelinde gerçekleşir.

 

Kaynaklar:

Yazar Hakkında:
Selin Çorba
Gazi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik ABD Yüksek Lisans Öğrencisi

İlgili İçerikler

Tıp ve Sağlık

Rochester Teknoloji Enstitüsünde çalışan Nicholas Conn, Karl Schwarz ve David Borkholder, konjestif kalp yetmezliği hastaları için yararlı olacak bir klozet oturağı geliştirdi. Çeşitli ölçüm cihazlarıyla donatılmış oturak, henüz semptomlar ortaya çıkmadan hastanın sağlığındaki bozulmaları tespit edebiliyor.

Tıp ve Sağlık

Ergenlik dönemi bilişsel, fiziksel ve duygusal olarak çok hızlı değişimler geçirdiğimiz, kendine has özellikleri olan bir dönemdir. Peki, bu dönemde beslenme konusunda nelere dikkat etmek gerekiyor?

Tıp ve Sağlık

Prof. Dr. Ramazan Akdemir ile üç boyutlu yazıcıyla üretilen eriyebilen damar stenti projesi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Tıp ve Sağlık

“Her şeyin azı karar çoğu zarar” denir. Bu söz bağışıklık sistemimiz için de geçerli olabilir. Çünkü bağışıklık sisteminin aşırı aktif olması otoimmün hastalıklara (öz bağışıklık hastalıkları) sebep olabiliyor.

Tıp ve Sağlık

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan bir grup araştırmacı, sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri öldürmeye imkân veren bir yöntem geliştirdi. Dr. Hokyung K. Chung ve arkadaşlarının Prof. Dr. Michael Z. Lin önderliğinde yaptığı araştırmanın sonuçları Science’ta yayımlandı.

Tıp ve Sağlık

Geçmişte yapılan araştırmalar, yüksek tansiyonun hafif bilişsel bozukluklar ve demansla ilişkilendirilebileceğini göstermişti. Peki, bu doğru mu?

Tıp ve Sağlık

İnsan gözüne farklı kaynaklardan yayılan (örneğin Güneş, yapay aydınlatmalar, ekranlar) belirli dalga boylarında ışınlar ulaşır.

Tıp ve Sağlık

ABD ve Çin’de çalışan bir grup araştırmacı, vücuttaki tüm organları ve dokuları aynı anda bir saniye kadar kısa bir süre içinde görüntülemeye imkân veren bir sistem geliştirdi.

Tıp ve Sağlık

Obezitenin ve beslemenin uyku sağlığı üzerine etkilerine gelin yakından bakalım.

Tıp ve Sağlık

Bacağı kırılan bir atın iyileşmesi mümkün olmadığı için vurulduğunu filmlerde görmüş olabilirsiniz. Atlardaki kemik kırıklarının iyileşmesi küçük boyuttaki hayvanlardakinden ve insanlardakinden çok daha zordur. Çünkü atlar çok ağır (kütleleri 1 tona yaklaşabilir) ve büyük hayvanlardır.