Sağlık
Nurulhude Baykal
03/04/2020 - 11:55

Salgın Hastalıkların Tarihi

Tarihteki önemli salgınları sizin için özetledik.

Yeni tip koronavirüsün sebep olduğu salgın ortaya çıktığından beri etkilerini daha iyi anlamak, karşılaştırma yapmak ve neler olabileceğini öngörmek adına dünya üzerinde bugüne kadar yaşanan büyük salgınlara odaklanıldı. Biz de tarihteki önemli salgınları sizin için özetledik.

Veba salgınları tarihte önemli bir yere sahip. Bunda vebanın geçmiş dönemlerdeki olumsuz yaşam koşulları nedeniyle kolayca yayılmasının payı vardı. Ayrıca 17. yüzyıla kadar salgın hastalıkların tümüne veba deniliyordu.

Vebaya neden olan Yersinia pestis bakterisi

Farelerde yaşayan Yersinia pestis bakterisi onları ısıran pireler yoluyla insanlara bulaşır ve vebaya neden olur. Üç çeşit veba vardır. Hıyarcıklı vebada pirenin ısırığı ile deri altında şişlikler ve kitleler oluşur. Bakteri dolaşım sistemine yayılarak dokularda hasara yol açabilir ve deride koyu renkli lekeler oluşturabilir. Buna septisemik veba denir. Pnömonik veba ise bakterinin akciğerde enfeksiyona neden olması sonucu ortaya çıkar.  

Tarihte kayıtlara geçmiş en büyük salgınlardan biri olan Jüstinyen vebası, 6. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nda ortaya çıktı ve özellikle başkent İstanbul’u etkisi altına aldı. Salgına ismini veren İmparator 1. Jüstinyen’in de hastalığa yakalandığı ancak iyileştiği biliniyor. Vebanın Çin’de ortaya çıkıp gemilerdeki fareler ve pireler yoluyla İstanbul’a geldiği, diğer liman şehirlerine de aynı şekilde yayıldığı düşünülüyor.

Sasani İmparatorluğu ve Akdeniz’e kıyısı olan diğer ülkeler de vebadan etkilendi. İslamiyet’in ortaya çıktığı yıllarda o bölgede görülen veba da bu salgın kapsamında gerçekleşti. Salgının yaklaşık iki yüzyıl boyunca çeşitli yerlerde kendini yeniden göstererek devam ettiği ve toplamda 25-100 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden olduğu düşünülüyor. Hayatını kaybedenlerin sayısının kesin olmamasının başlıca nedenleri ise o dönemlerde tarihî kaynakların sayıları abartılı vermesi, istatistiksel verilerin düzenli tutulmaması ve salgının iki yüzyıl boyunca çeşitli coğrafyalara yayılması yüzünden kayıp takibinin yapılamaması.

İskoçya’da vebadan ölen bir kişinin mezar taşı. Eskiden kurukafa sembolü veba ile bağdaştırılıyordu.

14. yüzyılda gerçekleşen ve “kara ölüm” ya da “kara veba” olarak anılan veba salgını ise 75-100 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Hastalığın Çin’de başlayıp ticaret yollarıyla, özellikle İpek Yolu üzerinden ve Cenevizlilerin gemileriyle taşındığı düşünülüyor. Kimi kaynaklar hastaların derisindeki renk değişimi yüzünden (septisemik veba belirtisidir), kimi kaynaklar ise hastalığın büyük çaplı kayıplara neden olmasından dolayı bu salgının “kara veba” olarak nitelendirildiğini söylüyor.

16. yüzyılda, Amerika ve Avustralya kıtalarının Avrupalılar tarafından keşfedilmesiyle grip, kızamık, çiçek, suçiçeği ve sarıhumma gibi virüs kaynaklı hastalıklar bu kıtalara da yayıldı. Yerli halklar arasında büyük salgınlar ortaya çıktı ve yaklaşık 60 milyon insan hayatını kaybetti.

17. yüzyılın başlarında, Amerika yerlileri ile ticaret yapan İngiliz Kaptan John Smith’i gösteren bir çizim

Dünyanın farklı yerlerinde ortaya çıkan virüs kaynaklı salgınlar, veba salgınlarıyla birlikte 17. ve 18. yüzyılda da devam etti.

 

Tifo, Kolera ve Tifüs Salgınları

19. yüzyılda ise tifo, kolera ve tifüs salgınları da ortaya çıkmaya başladı. Tifo ve kolera vücut atıkları ve salgılarıyla insandan insana bulaşabilirken, tifüs hasta kişiyi ısıran bir bitin hasta olmayan bir kişiyi ısırmasıyla insana bulaşır yani bir taşıyıcıya ihtiyacı vardır. Hijyen kurallarına dikkat edilmesi, atık su altyapısının kullanılması, temiz su temini ve yiyeceklerle içeceklerin temizlenmesi yoluyla bu hastalıklardan korunmak mümkündür. Ancak o dönemde henüz hastalıkların patojenler ile yayıldığı bilinmediği için insanlar hastalığın nasıl bulaştığını fark edemiyor, dolayısıyla da yayılmalara karşı etkili önlem alamıyorlardı.

Özellikle temiz su erişimi olmayan Afrika ülkelerinde ve iç savaş hâlindeki Yemen gibi yerlerde hâlâ kolera salgınları görülebiliyor.

1816’da Hindistan’ın Kalküta şehrinde başlayan ilk büyük kolera salgını Çin’e, Doğu Asya’ya, Orta Doğu’ya ve Akdeniz kıyıları ile Afrika’ya, özellikle İngiliz gemileriyle de Avrupa ve Kuzey Amerika’ya taşındı. 1826’da ikinci, 1846’da ise üçüncü büyük kolera salgını patlak verdi. 1860’a kadar devam eden üçüncü kolera salgını sırasında, 1855’te üçüncü büyük veba salgını da ortaya çıktı. Beş yıl boyunca etkisini sürdüren bu salgın sırasında 12 milyondan fazla insanın öldüğü tahmin ediliyor. 19. yüzyılda gerçekleşen beş büyük kolera salgınında da bir milyona yakın insanın hayatını kaybettiği düşünülüyor.

 

İspanyol Gribi ve AIDS

20. yüzyılda ise İspanyol gribi patlak verdi. Hastalığın ilk nerede ve tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor. Ancak 1918’de Birinci Dünya Savaşı cephelerinde başladığı ve 1920 sonuna kadar etkisini sürdürdüğü biliniyor. Savaşa katılan devletler hasta ve kayıp sayısını bildirmediği için hastalıkla ilgili ilk haberler savaşa katılmayan İspanya’da yayımlandı ve hastalığın adı İspanyol gribi olarak anılmaya başlandı. Bu grip virüsü dünya nüfusunun neredeyse dörtte birine bulaştı ve yaklaşık 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Bunda özellikle savaş koşullarının etkili olduğu düşünülüyor. Çünkü savaş hem virüsün yayılmasına hem de ekonomik, fiziksel dayanıklılık ve hijyen koşulları olarak insanların virüse hazırlıksız yakalanmasına yol açtı. Sonuçta İspanyol gribi dünya tarihinin en ölümcül salgını oldu.

Savaşta askerler kötü koşullar altındaki mevzilerde bir arada uzun zaman geçiriyordu.

20. yüzyılın bir diğer önemli salgını ise HIV’in yol açtığı Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu (AIDS) salgınıdır. HIV; kan, cinsel sıvılar ve anneden bebeğine plasenta ya da süt yoluyla bulaşabilir. Virüs bulaşan kimseler erken dönemde bunun farkına varamayabilir. AIDS hastalığın son dönemidir ve bu aşamada vücut savunma sistemini kaybederek başka hastalıklara karşı korumasız kalır. Diğer bir deyişle, HIV dolaylı yoldan insanların ölümüne yol açar. İlk klinik vakanın kayıtlara geçtiği 1981’den günümüze yaklaşık 35 milyon insan HIV nedeniyle hayatını kaybetti.  

 

Kaynaklar:

 

 

Sağlık

Vitaminler gibi bazı elementler de vücudumuzdaki biyolojik ve kimyasal süreçlerin düzgün şekilde sürdürülmesi için hayli önemlidir.

Dünya çapında konserler veren bir keman virtüözü, dünya şampiyonu bir satranç ustası veya uluslararası turnuvalarda şampiyonluk kazanan bir tenisçi olmak ister miydiniz?