Pinalar İçin Son Sığınak: Marmara Denizi
Bu yazıda Akdeniz’in en büyük endemik iki kabuklusu olan pinaların Marmara Denizi’ndeki izini sürüyor, sahada yapılan gözlemlerden bilimsel bulgulara uzanan bir araştırma sürecine tanıklık ediyoruz. Çanakkale Boğazı’nda belirlenen bir ekolojik eşik, denizlerin ne kadar hassas dengeler üzerinde durduğunu gösteriyor. Ancak anlatılanlar yalnızca bir sonuca değil, yeni sorulara da işaret ediyor.
Çanakkale Boğazı’nda deniz çayırları içinde ölmüş bir pina kabuğu
“Hocam buradaki bütün pinalar ölü” dedi Uğur Hoca.
Şaşırdım. Daha 7-8 km önce Eceabat’ta küçüklü büyüklü tüm pinalar gayet sağlıklıydı.
Öğrencilerimiz Birkan ve Güven’in yardımıyla dalış teçhizatını kuşanıp kendimi Çanakkale Boğazı’nın sularına bıraktım. Sığ kıyı bölge tamamen deniz çayırlarıyla kaplıydı, çayırların içi de pina doluydu. Çayırların arasında anıt gibi duran büyük bir pinaya yöneldim. Kabuğuna dokundum. Kapanmadı. Birkaç kez daha denedim, yine tepki vermedi. Yaklaşıp içine baktığımda pina çoktan ölmüş, yengeçler ve deniz yıldızları kabuğun içine girerek cansız bedeni ortadan kaldırmıştı.
Sırayla bütün pinalara dokundum. Nafile.
Uğur Hoca haklıydı.
“Belki derindekiler yaşıyordur” diye düşünerek ilerledim. Tatlı bir eğimle devam eden kıyı bir noktada aniden derinleşti ve deniz çayırları sona erdi. Boğazın güçlü akıntıları burada çayırların tutunmasına izin vermiyordu belli ki. Çayırsız alanda gördüğüm tüm pinaları da kontrol ettim. Sonuç değişmedi.

Çanakkale Boğazı’nda bir batık üstündeki balık sürüleri
Üzüntüyle ilerledim. Işık azaldı, suyun rengi açık maviden koyu maviye hatta laciverte döndü. Derinlik 22 m’yi bulmuştu. Güney yönlü akıntıda pozisyonumuzu zor koruyorduk. Akıntı yönünde, ne olduğunu anlayamadığım bir balık sürüsü gördüm.
Uğur Hoca’dan ayrılarak kendimi akıntıya bıraktım. Yaklaştığımda bunun, izmaritlerle birlikte yüzen küçük bir karagöz sürüsü olduğunu fark ettim. Üstte gümüş balıkları, altta papaz balıkları ortamı şenlendiriyordu. Bu kadar balığın burada toplanması tesadüfi olamazdı.
Dalış yeleğimin (BCD) havasını boşaltarak dibe indim. Balık cennetinin sırrı karşımdaydı. Bir zamanlar yüzen ahşap bir gemi, battıktan sonra balıklar için doğal bir resife dönüşmüştü. Gemiden düşmüş, kısmen sağlam kalmış bir amfora ve hemen yanına tutunmuş sarı sünger topluluğu, olan bitenin adeta özeti gibiydi.

Deniz habitatıyla bütünleşmiş tekne kalıntıları üzerinde amfora ve sarı sünger topluluğu
Akıntıya karşı kendimi emniyete almaya çalışırken Uğur Hoca da yanıma geldi. Birkaç kare fotoğraf çektim: balıklar, batık alanı, amfora, sarı süngerler hatta rengârenk kabuksuz deniz salyangozları… Belki de battığı günden beri bu şanssız gemiye tanıklık eden ilk insanlardık. Bu ayrıcalığın farkındaydım. Sadece o an hissettiklerimi sayfalarca yazmak isterdim ama bu yazıya konu olan pinaların ölümü her şeyden daha önemli.
Kıyıya dönerken manzara değişmedi. Ölen pinaların açık kalan kabukları balıklara, yengeçlere, istiridyelere yuva olmuş, bazıları çoktan yıkılmış, dibe uzanmıştı.
Kıyıda kısa bir değerlendirme yaptık. Çanakkale Boğazı girişinden itibaren pinaların ölmeye başladığını biliyorduk ama bu kadar keskin ve net bir sınır beklemiyorduk. Beş kilometre daha güneye, Ege Denizi’ne doğru ilerleyip dalışı tekrarladık. Sonuç değişmedi, hiç canlı pina yoktu.
Kafamızda bin bir soru vardı. Önümüzde Çanakkale Boğazı, arkamızda Baykuş Feneri… Kıyıda kurduğumuz yer sofrasında peynir, ekmek, domates, salatalık ve üzerine helva yedik.
Aslında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen MAR-PİNA ve MAR-ÇAYIR projelerinin alan çalışması için yaklaşık iki aydır denizdeydik. Bedenen hepimiz yorulmuştuk.
Bandırma’dan başlayarak adalar dâhil Marmara Denizi’nin yaklaşık 1300 km’lik kıyı şeridini 20 m derinliğe kadar belli aralıklarla tarıyor, deniz çayırı ve pina alanlarının haritasını çıkarıyorduk. Eğer Marmara Denizi bilim temelli yönetilecekse bu verilerin yöneticilerin elinde olması gerekiyordu.

Kumlu zeminde yerleşmiş bir yetişkin pina
Pina, bilimsel adıyla Pinna nobilis, Akdeniz’in en büyük endemik iki kabuklusudur. Büyük bir midye gibi düşünebilirsiniz. Üçgen şeklindeki gövdesinin dar ucu, toplam boyunun yaklaşık üçte biri oranında dibe gömülüdür. Kabukları arasından uzanan, koyu kahverengi ipek gibi yumuşak, ince byssus iplikçikleriyle [u1] zemine sıkıca tutunur. Canlının yumuşak dokuları, üçgen ve ağız kısmı oval olan kabuğun içindedir. Kabuklar hafif aralıklı durur. Böylece solungaçlara doğru sürekli bir su akışı sağlanır. Tehlike anında ise kabuk hızla kapanır.
Kabuk yüzeyinde irili ufaklı yüzden fazla deniz canlısı yaşayabilir. Ortalama yetişkin bir pina saatte 6 litre deniz suyunu filtre eder. Bu sırada sudaki planktonu ve askıda katı maddeleri süzerek beslenir, çözünmüş oksijeni sudan alır. Kıyıdan itibaren 60 m derinliğe kadar dağılım gösterse de Marmara Denizi’nde pinalara genellikle 20 m’den daha derinde nadiren rastlanır.

Deniz çayırları içine tutunmuş birkaç aylık bebek pinalar
Ergenliğe kadar çift cinsiyetli (hermafrodit) olan pinalar, yumurta ve spermlerini nisan-ekim ayları arasında, çoğunlukla geceleri suya bırakır. Döllenme serbest su ortamında gerçekleşir. Larvalar hayata plankton olarak başlar ve ilk bir ay içinde uygun zeminlere tutunur. Yaşamları boyunca aynı yerde sabit kalırlar. Deniz çayırları, pina larvalarına ideal ortamlar sunduğundan bu iki türü ekosistemde bütünleşik olarak düşünmek gerekir.
Pina, tarih boyunca iklim değişimlerine bağlı olarak defalarca yok olma noktasına gelmiştir. Akdeniz en son yaklaşık 6 milyon yıl önce yağışlı bir dönemde yeniden Atlantik Okyanusu’nun sularıyla dolmuş ve pinalar bu denizde yaklaşık 20 milyon yıldır varlıklarını sürdürmüştür.

Pina kabuğunun yakından görünümü ve kabuk açıklığı
Ancak 2016 yılında İspanya kıyılarında ortaya çıkan tek hücreli bir parazitin (Haplosporidium pinnae) bulaşmasıyla toplu ölümler başladı. Bu ölümler, 2019 yılı sonuna gelindiğinde Çanakkale Boğazı’na kadar ulaştı. Diğer bir ifadeyle Cebelitarık Boğazı ile Çanakkale Boğazı arasında kalan Akdeniz Havzası’nda çok korunaklı küçük alanlar dışında artık hiç pina kalmadı. Dünyada canlı ve sağlıklı tek pina popülasyonu ne yazık ki sadece Marmara Denizi’nde kaldı.
Marmara Denizi ise son yıllarda müsilaj felaketiyle boğuşuyor. Nedenleri çok olsa da en kritik tetikleyici deniz kirliliği. Pina yaşamak için Marmara’ya, Marmara kirlilikten kurtulmak için doğal bir arıtma sistemi gibi çalışan pinalara muhtaç. Sanırım şimdi, Marmara Denizi kıyılarında neden pinaları saydığımız, sağlık durumlarını kaydettiğimiz daha iyi anlaşılıyor.
Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasında kıyı boyunca Ege Denizi’ne kadar aralıklarla dalıp akşama kadar canlı pina aradık. Ama Kilitbahir’de keskin bir artış gösteren ölüm oranı değişmeden boğazın güney çıkışına, Ege’ye kadar devam ediyordu.
Geç vakit döndüğümüz otelde Çanakkale Boğazı’nda örnekleme planını tamamen değiştirmemiz gerektiği konusunda hemfikir olduk. Boğazın her iki yakasında sık aralıklarla hem su kalitesi parametrelerini ölçmeye hem dalışlarla pina sayımı yapmaya karar verdik. Normalde 8 istasyonda yapacağımız çalışmayı Avrupa yakasında 12, Asya yakasında 11 istasyon olmak üzere 23 istasyona çıkardık. Böylece 2 gün sürecek çalışma bir haftaya uzadı.
Boğazdaki dalış, gözlem ve ölçümleri tamamladığımızda tek düşündüğümüz, verileri bir an önce analiz etmekti. Günler süren hesaplamalar, analizler ve kendi aramızda hiç bitmeyecekmiş gibi süren tartışmaların ardından tablo netleşti. Çanakkale Boğazı’nın güneyinde Akdeniz suyu etkiliydi ve tuzluluk yüksekti. Kuzeyde ise Karadeniz kökenli su baskındı ve tuzluluk düşüktü. İki su kütlesinin Çanakkale Boğazı’nda tuzluluk bakımından farklılaştığı yer ise Kilitbahir’di.
Buradan yola çıkarak hemen hipotezimizi oluşturduk ve bilimsel makaleyi yazmaya başladık:
“Pinada toplu ölümü tetikleyen temel çevresel parametre tuzluluktur. Tuzluluk ‰24,9’un üzerine çıktığında toplu ölümler artmakta; bu değerin altına indikçe ölüm oranları azalmaktadır.”

Ekibimizden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş Hoca, verilerimizi coğrafi bilgi sisteminde hazırladığı haritalarla görselleştirdi. İki haritaya bakınca siz de göreceksiniz. Soldaki harita pina ölüm oranlarını, sağdaki ise tuzluluğu gösteriyor. Tuzluluk tam Kilitbahir bölgesinde kritik düzeyde değişiyor. Sağdaki haritada renk maviye dönüyor. Bu noktanın kuzeyinde pina ölümleri Marmara’ya doğru azalırken güneyinde yani Ege’ye doğru artıyor.
Sahada yapılan gözlemler, elde edilen bulgular ham veridir. Veriler işlenip analiz edildiğinde bilgiye dönüşür. Bilgiler makale olarak hakemli, bilimsel bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel bulgu hâline gelir. Hipotezimizin bilimsel bulguya dönüşmesi için aynı heyecanla makaleyi hazırladık ve yayımlanmak üzere gönderdik. Uzun hakem süreçleri, ek açıklamalar, düzeltmeler, geri göndermeler tekrar tekrar yaşandıktan sonra yani olağan süreçlerin ardından makalemiz yayımlandı.
Ama hâlâ yanıtlanması gereken kocaman bir soru vardı:
Pinada toplu ölüme neden olan Haplosporidium pinnae, tuzluluk farkı nedeniyle Çanakkale Boğazı’nı geçememiş miydi? Yoksa Marmara’ya girmiş, pinalara bulaşmış ama burada öldürücü mü olmamıştı?
Bu sorunun peşine, Çanakkale Boğazı makalesi yayımlanma sürecindeyken düşmüştük bile. Yeni ve daha geniş bir ekiple Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde seçtiğimiz istasyonlardan topladığımız örneklerde H. pinnae’yi araştırdık. Biz Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Uğur Karadurmuş Hoca ile birlikte sahadan örnekler topladık. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Doç. Dr. İ. Ender Künili Hoca mikrobiyolojik, Prof. Dr. Mert Gürkan Hoca histolojik, Doç. Dr. Selin Ertürk Gürkan Hoca fizyolojik ve toksikolojik analizleri yaptı. İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emre Turgay Hoca ise genetik analizlerle sürece katkı sağladı.
Sonuçlar hipotezimizi doğruluyordu. Tuzluluk, pinada toplu ölümleri etkileyen en önemli çevresel faktörlerden birisiydi. Haplosporidium pinnae adındaki tek hücreli protozoa Marmara Denizi’ne girmiş, pinalara bulaşmıştı. Ancak Marmara’nın görece düşük tuzluluğu, parazitin öldürücü etki göstermesini engelliyordu. Sonra bu verilerin işlenmesi, analizi, değerlendirilerek makale hâline getirilmesi süreci başladı. Yeni makalemiz Ocak 2026’da uluslararası bir dergide yayımlanmak üzere kabul edildi.

Çanakkale Boğazı’ndan bir görünüm
Sonuçta 2016 yılından beri bu alanda çalışan pek çok bilim insanının yanıtını aradığı soruların önemli bir kısmını cevaplamış olduk. Dünya bilimine mütevazı bir katkıda bulunduk. Türkiye’den, Marmara Denizi’nden. 1915 yılında bütün müstevlilerin toplanarak geçemediği Çanakkale Boğazı’ndan.
Denizde hâlâ cevaplanacak çok soru var. Bizim heyecanımız hiç bitmedi. Ama sıra gençlerde.
Sizde.
Deniz sizi bekliyor.
Sözlük
Ekolojik eşik: Ekolojik eşik, bir ekosistemin belirli bir çevresel değişime dayanabildiği son sınırdır; bu sınır aşıldığında sistem hızla farklı bir duruma geçer.
Kaynaklar:
- Karadurmuş, U., Sarı, M., & Akkuş, M. (2025). A critical transition zone for fan mussels (Pinna nobilis): The Dardanelles as a barrier against mass mortality. Ege Journal of Fisheries and Aquatic Sciences, 42(3), 213-221. https://doi.org/10.12714/egejfas.42.3.03
- Karadurmuş, U., Ertürk Gürkan, S., Gürkan, M., Künili, İbrahım E., Turgay, E., & Sarı, M. (2025). Health assessment of fan mussels in the southern part of the Sea of Marmara. Mediterranean Marine Science, 26(3), 440–454. https://doi.org/10.12681/mms.38406
- Karadurmuş, U., Turgay, E., Gürkan, M., Künili, İ.E., Ertürk Gürkan, S, Sarı, M. (2026). Haplosporidium pinnae infection confirmed in Pinna nobilis populations in the Sea of Marmara. Diseases of Aquatic Organisms (in print).
Yazar Hakkında:
Prof. Dr. Mustafa Sarı
Piri Reis Üniversitesi Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü