Sosyal Bilimler
Ayşenur Okatan
24/09/2019 - 17:22

Prof. Dr. Esin Kahya ile Bilim Tarihine Yolculuk

Bilim tarihi alanında doğa bilimleri ve tıp tarihi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle TÜBİTAK tarafından 2019 Yılı Prof. Dr. Fuat Sezgin Bilim Tarihi Ödülü’ne layık görülen Ankara Üniversitesi’nin emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Esin Kahya ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bilim tarihi alanında doğa bilimleri ve tıp tarihi konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle TÜBİTAK tarafından 2019 Yılı Prof. Dr. Fuat Sezgin Bilim Tarihi Ödülü’ne layık görülen Ankara Üniversitesinin emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Esin Kahya ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Prof. Dr. Esin Kahya’nın bilim tarihinin yanı sıra bilim felsefesi, tıp tarihi, etik, tıp etiği ve biyoloji tarihi alanlarında da çalışmaları var.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Sizi tanıyabilir miyiz?

Prof. Dr. Esin Kahya: 1941 yılında Ankara’da doğdum. Sırasıyla Dumlupınar İlkokulu, Cebeci Ortaokulu ve Ankara Kız Lisesinde öğrenim gördüm. Liseden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde eğitim almaya başladım. İkinci sınıftan sonra bölümümüz üç uzmanlık dalına ayrılıyordu. Ben felsefe tarihi ve bilim tarihi üzerine çalışmalar yapılan “historik kürsü”yü seçtim. Bu dalda eğitimimi devam ettirebilmem için gerekli olan fen dersleri arasından, biyoloji grubundan bazı dersler aldım; klasik diller grubundan ise Arapçayı seçtim. Felsefenin kapsamı içinde canlıyı anlamak ve varlığını sorgulamak söz konusu olduğuna göre, canlıyı bütün olarak kavramak açısından bu dersler benim için çok faydalı olacaktı.

1964 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra 1971 yılında edebiyat doktoru unvanını aldım. 1973-1974 yıllarında burslu olarak İngiltere’de Wellcome Enstitüsü ve British Library’de ve Cambridge Üniversitesi Yazma Kütüphanesinde araştırmalar yaptım. Ayrıca kısa bir süre Paris’te Biblioteque Nationale’de konumla ilgili araştırma yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra 1977 yılında doçentlik unvanını aldım ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde bilim tarihi dersleri verdim. 1982 yılında ise profesör unvanını aldım.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Felsefe bölümünü nasıl seçtiniz, sizi bu alanda eğitim almaya teşvik eden neydi?

Prof. Dr. Esin Kahya: O zamanlarda Ankara’daki tek üniversite Ankara Üniversitesiydi. Orta Doğu Teknoloji Üniversitesi yeni kuruluyordu. Gazi Üniversitesi ise Gazi Eğitim Enstitüsü adıyla öğretmen yetiştiren bir yüksek okuldu. Lisedeki felsefe öğretmenimiz Ankara Üniversitesindeki farklı alanlardaki akademisyenleri okulumuza davet ederdi. Bu hocalar toplantı salonlarında konferans vererek bize çalışma alanlarını tanıtırdı. O dönemde kimya, fizik, matematik, astronomi, ilahiyat, felsefe ve mühendislik gibi farklı bölümlerden birçok akademisyenle tanışma ve görüşme fırsatım oldu. Bu sayede felsefeye ilgi duymaya başladım. Felsefeyi geniş kapsamlı, insana düşünce yöntemlerini öğreten bir alan olarak algıladım. Bu nedenle felsefe alanında eğitim almaya karar verdim.

class=attr__format__media_original

TÜBİTAK Bilim Genç: Geçmişte yer aldığınız projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Esin Kahya: Türkiye’ye dönüp doçent olduktan sonra Prof. Dr. Sevim Tekeli ile Türkiye’deki kütüphanelerde bulunan, 13. yüzyıldan 1928 harf inkılabına kadarki süre içinde kaleme alınan baskı ve yazma bilimsel eserleri inceledik. Bu eserleri tanıtan bir çalışmayı proje olarak hazırlayarak TÜBİTAK’a sunduk. Prof. Dr. Sevim Tekeli astronomi, matematik, fizik ve teknoloji kısımlarındaki eserlerin araştırmasını yaptı. Ben de biyoloji, tıp eczacılık, diş hekimliği ve veteriner hekimlik konusundaki eserler üzerinde çalıştım. Proje beş yıl sürdü.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Temel bilimlerin kökeni hakkında bilgi verebilir misiniz?”

Prof. Dr. Esin Kahya: Matematik, fizik, astronomi gibi temel bilimlerin Batı toplumlarının düşünce sistemlerinde hâkim olduğu düşünülür. Ancak bu bilimlerin temelleri Doğu toplumlarında atılmıştır. Örneğin ilk matematik eserleri yaklaşık olarak milattan önce beş bin yılında Hindistan’da verilmiştir. Günümüzde kullandığımız rakam sisteminin temeli ise ilk kez el-Hârezmi (IX. yy.) tarafından ortaya konmuştur. Astronomi ile ilgili erken dönem çalışmaları Türk ve Çin kökenlidir. Bugün Çinlilerin kullandığı takvim 12 hayvanlı Türk takvimidir. Bu takvim sabit yıldızlara göre tasarlandığı için hata payı günümüzde kullandığımız takvime göre çok düşüktür.

Bu konudaki en önemli başka bir örnek ise İbn-i Sina’nın çalışmalarıdır. İslam dünyasında Aristo fiziğinin hâkim olduğu bir zamanda İbn-i Sina fırlatılan bir cismin hareket etmesini sağlayan gücün cisme yüklenen kuvvet olduğunu bulmuştur. Bu bilgi ise günümüzde Newton’un birinci hareket yasasının temelini oluşturur.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Sosyal bilimcilerin araştırma yöntemleri nelerdir?

Prof. Dr. Esin Kahya: Sosyal bilimcilerin araştırma yöntemi gözlemdir. Bir sosyal bilimci insanı ve toplumu gözlemler. Aynı zamanda yaşadığı toplumun sosyal yapısını ve insan psikolojisini dikkatle izlemelidir. Erken dönem filozoflarına göre iki temel disiplin vardır ve bütün bilim insanları bu iki disiplin konusunda belli düzeyde bilgi sahibi olmak zorundadır. Bunlardan biri matematiktir. Çünkü matematik sistematik olmayı ve kesin olmayı gerektirir. Diğeri ise felsefedir. Kişi yaşadığı çevreyi yani yaşadığı toplumu tanımalıdır. Toplumu ise tarihi, dili ve diniyle kavrarsınız. Bir sosyal bilimci bu alanları iyi tanımalı ve iyi yorumlamalıdır.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Kariyer tercihi yapacak gençlere neler tavsiye edersiniz?

Prof. Dr. Esin Kahya: Öncelikle ne yapmak istediklerine karar vermeliler. Çalışmak istedikleri alanı gerçekten sevip sevmedikleri üzerinde düşünmeliler. Yalnızca belirli mesleklere yönelmemeliler. Çünkü toplumda her türlü mesleğe ihtiyaç var. Önemli olan alanında iyi olmaktır. Bu da o alanı sevmekle olur. Boş zamanlarında farklı hobilere yönelerek hangi alanları sevdiklerini daha iyi kavrayabilirler.

Sosyal Bilimler

Bebeklerin ilk kelimeleri “mama”, “baba”, “dede” gibi tekrar eden seslerden oluşur. Peki, dünyanın pek çok yerinde ortak olan bu ve benzeri kelimelerin ebeveynler için kullanılması bir rastlantı mı?

Yolda yürürken kaldırım kenarlarına ya da ağaç diplerine hayvanlar için bırakılan yiyecek ya da su kaplarını görmüşsünüzdür. Yaz aylarında sıcaktan bunalan hayvanlar için su kapları, yiyecek bulmanın zor olduğu kış aylarında ise yiyecek kapları bulundurmak hayvan dostlarımıza yapabileceğimiz küçük iyilikler arasında. Eskiden atalarımız da benzer duygular ve kaygılarla hayvanları, özellikle de hassas bir yapıya sahip olan küçük kuşları, korumak için özel çaba gösterirlerdi. Günümüze kadar gelmiş kuş evleri bunun en güzel örneklerinden biri.