Dilimizin Ucuna Gelen Kelimeleri Neden Hatırlayamıyoruz?
Bazen sıradan bir sohbetin ortasında bazen de en hazırlıklı olduğumuz bir anda bir kelime birdenbire kaybolur. Kelimeyi bilmediğimizden değil, tam tersine onu çok iyi bildiğimizden eminizdir ama bir türlü dile getiremeyiz. Peki “dilimin ucunda” dediğimiz bu anlarda zihnimizde ne olur?
Renata Hamuda/iStockphoto.com
Bir sohbetin tam ortasındasınız ya da belki de günlerce hazırlandığınız bir konuda sunum yapıyorsunuz. Cümleler akıyor, her şey yolunda… Derken bir anda duruyorsunuz.
Konuşmanızı sürdürmenizi sağlayacak kelime aklınıza gelmiyor. Kelimeyi bildiğinizi hissediyorsunuz. Hangi harfle başladığını ya da kulağa nasıl geldiğini az çok hatırlıyor gibisiniz. Ancak ne yaparsanız yapın o kelime bir türlü ağzınızdan çıkmıyor. Cümle yarım kalıyor, konuşma duruyor, ortama tuhaf bir sessizlik çöküyor. Düşünüyorsunuz, düşünüyorsunuz ama sanki beyninizde saklambaç oynayan o kelimeyi bulamıyorsunuz.
Hemen hemen herkesin başına gelen bu durum niçin yaşanıyor?
Böyle anlarda ilginç bir durum ortaya çıkar: Söylemek istediğimiz kelimeyi çıkaramasak da ona benzeyen bazı kelimeleri hatta kelimenin ilk harfini ya da kaç heceli olabileceğini hatırladığımızı hissederiz. Bu durum bize şunu gösterir: Kelimenin anlamına dair bilgiye ulaşılmıştır ancak kelimenin ses ve biçim bilgisi henüz yeterince etkinleşmemiştir. Yani ne söylemek istediğimizi biliriz fakat onu doğru ses yapısıyla ifade etmekte zorlanırız.
Bilim insanları bu ilginç, tanıdık ve biraz da can sıkıcı olguyu “tip-of-the-tongue” (TOT) yani “dilin ucunda olma” fenomeni olarak adlandırıyor.
Dilbilimsel açıdan bakıldığında bu durum, kelimenin zihinsel sözlükte (mental lexicon) farklı düzeylerde temsil edilmesiyle ilişkilidir. Bir kelimeyi üretirken anlamsal (ne demek istediğimiz), biçimsel (kelimenin kök ve ek yapısı) ve fonolojik (kelimenin ses yapısı, hece yapısı, vurgusu) düzeylerde işleyen ve büyük ölçüde örtüşen bir dizi işlem gerçekleşir. Dilin ucunda olma anlarında ise bu sürecin özellikle fonolojik aşamasında kısa süreli bir aksama yaşanır.
Peki bu anları daha sık yaşamamıza neden olan etkenler nelerdir?
Araştırmalar, dilin ucunda olma durumunun çoğunlukla özel isimlerde yaşandığını gösteriyor. Bunun nedenlerinden biri, insan, şehir ya da marka isimlerinin zihnimizde, günlük dilde sık kullandığımız diğer kelimelerde olduğu kadar geniş anlamsal ve çağrışımsal ağlara sahip olmaması olarak görülüyor. Örneğin “araba” kelimesi yol, trafik, seyahat gibi çok sayıda kavramla ilişkilendirilebilirken özel bir isim genellikle daha sınırlı sayıda bağlamla anımsanıyor. Bu da kelimenin daha az pekiştirilmiş olan ses yapısının hatırlanıp dile getirilmesi sürecini kimi zaman zorlaştırabiliyor.
Dilin ucunda olma deneyimi, genellikle kelimelerin zihinsel sözlükteki anlam, biçim ve ses bağlantılarının yeterince hızlı ve güçlü biçimde etkinleşemediği durumlarda daha çok yaşanıyor. Yaş ilerledikçe bazı kelimeleri daha seyrek kullanmaya başladığımızda, stresli ya da yorgun olduğumuzda veya dikkatimizi toparlamakta zorlandığımızda, aradığımız sözcüğün fonolojik temsiline ulaşmak daha güç hâle gelebiliyor.
Birden fazla dil konuşan kişilerde bu tür anların tek dilli kişilere kıyasla daha sık rapor edildiğini öne süren çalışmalar da bulunuyor. Bu durum, iki dil arasında sözcüklerin karışmasından çok her dilde kelimeleri daha seyrek kullanmaya bağlı olarak kelimenin özellikle ses bilgisine erişimin görece zayıflamasıyla ilişkilendiriliyor. Farklı dillerdeki “telefon”, “problem” gibi benzer biçimde söylenen/yazılan ve aynı ya da çok yakın anlama sahip kelimelerin bu tür anları azaltabilmesi de bu açıklamayla uyumlu değerlendiriliyor.
Böyle bir an yaşadığımızda, kelimeyi hatırlamak için kendimizi zorlayabiliyoruz. Ancak bu da benzer ama yanlış kelimelere yönelmemize neden olabiliyor. Sonuçta yanlış ipuçları arttıkça doğru kelimenin ses yapısına ulaşmak daha da zorlaşabiliyor. İlginçtir ki pes edip aramayı bıraktığımızda çoğu zaman kelime bir anda aklımıza geliveriyor. Çünkü biz hatırlamak için uğraşmaktan vazgeçtiğimizde, zihnimizdeki kelimeye erişimi daha da zorlaştıran yanlış ipuçları geri çekiliyor ve doğru çağrışımların yeniden kurulması mümkün hâle geliyor.
Kısacası “Dilimin ucunda” deneyimini yaşadığımız anlar belleğimizin zayıflığından çok kelimeleri ifade etmemizi sağlayan sürecin, başka bir deyişle dilin işleyişinin katmanlı yapısından kaynaklanıyor. Yani kelimeyi bilmekle onu söyleyebilmek arasındaki süreç sandığımız kadar basit işlemiyor.
Sözlük:
Zihinsel sözlük (mental lexicon): Bireyin bildiği kelimelerin anlam, ses (fonoloji), biçim (morfoloji) ve kullanım bilgileriyle birlikte zihinde nasıl örgütlendiğini ifade eden kavram
Kaynaklar:
- Çelik, İ. (2023) A study on Tip-of-the-tongue (TOT) states in Turkish EFL learners: On cognate and non-cognate words M.A. Thesis, METU
- Brown, R., McNeill, D. (1966). The “Tip of the Tongue” phenomenon. Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior, 5, 325 337.
- Barry, J. C., Ferrer, E., Lerma-Usabiaga, G., Paz-Alonso, P. M. (2025). Mnemonic factors associated with the tip-of-the-tongue phenomenon. Nature Scientific Reports
- Rastle, K.G, Burke, D. M. (1996). Priming the tip of the tongue: Effects of prior processing on word retrieval in young and older adults. Journal of Memory and Language, 4, 586-605.
Yazar Hakkında:
Şilan Turp