Suçlu Kişilerin Beyni Gerçekten Farklı mı?
Bir suç işlendiğini düşünün. Olay yerine gelen polis ekipleri parmak izi, DNA örnekleri ve güvenlik kamerası kayıtları gibi delilleri topluyor. Peki gelecekte bunlara ek şüphelilerin beyin görüntüleri de incelenebilir mi? Bir kişinin suç işlemeye yatkın olup olmadığı yalnızca beynine bakılarak anlaşılabilir mi?
Adventtr/iStockphoto.com
Bu soru ilk bakışta bir bilim kurgu filmini hatırlatıyor olabilir. Ancak nörobilim araştırmaları, suç davranışları ile beynin bazı özellikleri arasında ilişki olabileceğini düşündürüyor. Gelişen beyin görüntüleme teknolojileri sayesinde bilim insanları; karar verme, empati kurma, korku hissetme ve dürtüleri kontrol etme gibi davranışların beyinde nasıl ortaya çıktığını daha ayrıntılı inceleyebiliyor.
Araştırmalar, bazı şiddet içeren suçlara karışmış bireylerde özellikle prefrontal korteks ve amigdala gibi bölgelerde yapısal ve işlevsel farklılıklar bulunabileceğini göstermektedir. Ancak bu farklılıklar, bir kişinin mutlaka suç işleyeceğini göstermez. İnsan davranışları yalnızca biyolojik özelliklerle açıklanamaz. Aile ortamı, eğitim, sosyal çevre, yaşam deneyimleri ve kültürel faktörler de davranışlarımızla ilişkilidir.
Peki bilim insanları suç davranışlarını araştırırken beynin hangi bölgelerine odaklanıyor?
Suç davranışlarında rol oynayan beyin bölgeleri: prefrontal korteks ve amigdala
Bir arkadaşınızın sizi öfkelendirdiğini düşünün. O anda bağırma isteği duyabilirsiniz. Ancak çoğu zaman bu isteği kontrol eder, davranışınızın sonuçlarını değerlendirir ve kendinizi durdurursunuz. İşte bu süreç, beynimizin farklı bölgelerinin birlikte çalışması sayesinde gerçekleşir. Suç ve şiddet davranışlarını araştıran bilim insanlarının en çok ilgisini çeken bölgelerin başında ise prefrontal korteks ve amigdala gelir.

Jambojam/iStockphoto.com
Prefrontal korteks, beynimizin ön kısmında yer alan ve çoğu zaman beynin “kontrol merkezi” olarak tanımlanan bölgesidir. Karar verme, plan yapma, dürtüleri kontrol etme ve davranışlarımızın sonuçlarını değerlendirme gibi görevlerde önemli rol oynar. Öfkelendiğimizde hemen tepki vermek yerine durup düşünmemiz bu bölge sayesinde mümkün olur.
Amigdala ise beynin iç kısımlarında bulunan küçük bir yapıdır. Korku, tehdit algısı ve duygusal tepkilerin oluşmasında önemli görevler üstlenir. Tehlikeli bir durumla karşılaştığımızda vücudumuzu hızla harekete geçiren sistemlerin başında amigdala gelir. Bu nedenle hayatta kalmamızı sağlayan savunma mekanizmalarının önemli bir parçası olarak kabul edilir.
Araştırmalar, bazı şiddet suçlarına karışmış bireylerde bu iki bölgenin normalden farklı çalışabildiğini göstermektedir. Özellikle dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinde görev alan prefrontal kortekste daha düşük aktivite gözlemlendiğini bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Benzer şekilde amigdala ile diğer beyin bölgeleri arasındaki bağlantıların da bazı bireylerde farklılık gösterebildiği belirlenmiştir. Bu durumun empati kurma, korku hissetme ve başkalarının duygularını değerlendirme süreçlerini etkileyebileceği düşünülmektedir.
İlginç bir vaka: Bir kaza kişiliği değiştirebilir mi?
1848 yılında demir yolu işçisi Phineas Gage, nörobilim tarihinin en dikkat çekici olaylarından birini yaşadı. Çalıştığı sırada meydana gelen bir patlama sonucu demir bir çubuk kafatasından geçerek beyninin ön kısmına saplandı. Gage hayatta kalmayı başarsa da yakınları onun kazadan sonra belirgin bir şekilde değiştiğini fark etti.
Kazadan önce sakin, sorumluluk sahibi ve güvenilir biri olarak tanınan Gage'in olay sonrasında daha dürtüsel, saldırgan ve kurallara uymakta zorlanan bir kişilik sergilediği bildirildi. Günümüzde yapılan analizler, kazanın özellikle prefrontal korteks bölgesine zarar verdiğini göstermektedir. Bu vaka, beynin ön bölgelerinin karar verme, dürtü kontrolü ve sosyal davranışlar üzerindeki önemini ortaya koyan ilk bilimsel kanıtlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Örneğin sağlıklı bireyler başka bir insanın acı çektiğini gördüğünde empatiyle ilişkili bazı beyin ağlarında belirgin bir aktivasyon oluşur. Ancak bazı psikopatik özellikler gösteren bireylerde bu aktivasyonun daha düşük olduğu bildirilmiştir. Bu bulgular, suç davranışlarının biyolojik yönlerini anlamamıza yardımcı olsa da önemli bir gerçeği değiştirmez: Beyin farklılıkları tek başına bir insanın suç işleyeceği anlamına gelmez.
Bilim insanları bu farklılıkları fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMR), pozitron emisyon tomografisi (PET) ve elektroensefalografi (EEG) gibi yöntemlerle incelemektedir. Ancak bu çalışmalar, bireylerden çok gruplar arasındaki ortalama farklılıkları ortaya koyar. Günümüzde bir kişinin beyin görüntüsüne bakarak onun suçlu olduğunu ya da gelecekte suç işleyebileceğini söylemek mümkün değildir. İnsan davranışı, beyin yapısının yanı sıra eğitim, aile ortamı, sosyal çevre ve yaşam deneyimleri gibi birçok faktörün birlikte etkisiyle şekillenir.
Suç geni gerçekten var mı?
Bir insanın saldırgan, dürtüsel ya da şiddete eğilimli olmasında genlerin rolü olabilir mi? Bu soru uzun yıllardır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı konular arasında yer alıyor. Zaman zaman medyada “suç geni bulundu” şeklinde haberlerle karşılaşmak mümkün. Ancak gerçek durum bundan çok daha karmaşıktır.
Günümüzde bilim insanları tek bir “suç geni” bulunduğunu kabul etmemektedir. Davranışlarımızın oluşumunda yüzlerce gen ve çok sayıda çevresel faktör birlikte rol oynar. Bununla birlikte bazı genetik özelliklerin belirli koşullar altında saldırganlık veya dürtüsellik riskini artırabileceği düşünülmektedir.
Bu alanda en çok araştırılan genlerden biri MAOA genidir. Bazı çalışmalar, bu genin belirli varyantlarına sahip bireylerde saldırgan davranışların daha sık görülebileceğini öne sürmüştür. Ancak daha sonra yapılan araştırmalar, genetik yapının tek başına belirleyici olmadığını göstermiştir.
Özellikle çocukluk döneminde şiddet, ihmal veya istismar gibi olumsuz deneyimler yaşayan bireylerde genetik yatkınlıkların etkisinin daha belirgin hâle gelebileceği düşünülmektedir. Başka bir ifadeyle aynı genetik özelliğe sahip iki kişiden biri suç davranışı sergileyebilirken diğeri tamamen sağlıklı ve topluma uyumlu bir yaşam sürebilir.
Bu durum, genler ile çevrenin sürekli etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Beslenme, eğitim, aile ilişkileri, sosyoekonomik koşullar ve yaşam deneyimleri gibi pek çok faktör, davranışlarımızın şekillenmesinde önemli rol oynar.
Bu nedenle günümüzde bir kişinin DNA analizine bakılarak onun suç işlemeye yatkın olup olmadığını söylemek mümkün değildir. Genetik özellikler, insan davranışlarını etkileyen faktörlerden yalnızca biridir.
Peki genler ve beyin görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde gelecekte suç davranışları önceden tahmin edilebilir mi? Yapay zekâ ve nörobilim alanlarında yaşanan gelişmeler bu soruyu her geçen gün daha da ilginç hâle getiriyor.
Suç davranışlarını etkileyen biyolojik ve çevresel faktörlerin şematik gösterimi. Suç davranışları tek bir nedene bağlı değildir, beynin karar verme, dürtü kontrolü ve duygusal işleme süreçlerinde görev alan bölgeleri, genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar. Günümüzde beyin görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli analizler, bu ilişkilerin anlaşılmasına katkı sağlasa da hiçbir beyin görüntüsü veya genetik test, bir kişinin gelecekte suç işleyeceğini kesin olarak öngöremez. (Görsel yapay zekâ desteği ile oluşturulmuştur.)
Beynimiz davranışlarımızı belirler mi?
Suç davranışları ne yalnızca genlerle ne de yalnızca beyin yapısıyla açıklanabilir. Beynimiz kararlarımızı, duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler ancak kim olduğumuzu belirleyen tek unsur değildir. Aile, eğitim, toplumsal ve ekonomik koşullar ve yaşam deneyimleri davranışların şekillenmesinde önemli rol oynar.
Bu nedenle günümüzde hiçbir beyin görüntüsü veya genetik test, bir kişinin gelecekte suç işleyip işlemeyeceğini kesin olarak gösteremez. İnsan davranışı, biyolojik özellikler ile çevresel etkenlerin sürekli etkileşiminden doğan son derece karmaşık bir süreçtir.
Bununla birlikte nörobilim ve yapay zekâ alanlarındaki gelişmeler, insan davranışlarını daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Gelecekte bu teknolojiler sayesinde suç davranışlarının altında yatan biyolojik mekanizmalar daha ayrıntılı biçimde açıklanabilir ve risk altındaki bireylere daha erken destek sağlanabilir.
Kaynaklar:
- Caspi, A., McClay, J., Moffitt, T.E., ve ark. (2022). Role of genotype in the cycle of violence in maltreated children. Science. 297(5582), 851-854.
- Glenn, A.L., Raine A. (2014). Neurocriminology: implications for the punishment, prediction and prevention of criminal behaviour. Nat Rev Neurosci. 15(1), 54-63.
- Raine, A., Buchsbaum, M., LaCasse, L. (1997). Brain abnormalities in murderers indicated by positron emission tomography. Biol Psychiatry. 42(6), 495-508.
- Tiihonen, J., Rautiainen, M.R., Ollila, H.M., ve ark. (2015). Genetic background of extreme violent behavior. Mol Psychiatry. 20(6):786-792.
- Yang, Y., Raine, A., Colletti, P., Toga, A.W., Narr, K.L. (2009). Abnormal temporal and prefrontal cortical gray matter thinning in psychopaths. Mol Psychiatry. 14(6): 561-562.
Yazar Hakkında:
Doç. Dr. Güven Akçay
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı